Tarih: 06.01.2026 09:34 Güncelleme: 06.01.2026 09:34

Ercan BAŞ

6284 Sayılı Kanun: Koruma Mı, Kör Bir Güç Mü?

Kıymetli okurlarım, bugün sizlerle toplumun kanayan yaralarından birine, evlerin içine kadar uzanan bir hukuk meselesine değinmek istiyorum. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, ilk yürürlüğe girdiği günlerde hepimiz için gecikmiş ama çok gerekli bir adım gibi görünmüştü. Ancak aradan geçen yıllar bize gösterdi ki bu kanun sadece bir koruma kalkanı üretmiyor; aynı zamanda yeni ve telafisi güç mağduriyetlerin de kapısını aralıyor. Şimdi hep beraber sormamız gereken soru şudur: 6284 gerçekten şiddeti mi önlüyor, yoksa adalet terazisini tek tarafa mı yatırıyor?

Mevcut düzeni incelediğimizde bu kanunun şiddet iddiasını esas aldığını ve delil aramadan hızlıca tedbir uygulanmasına imkan tanıdığını görüyoruz. Hakim, savcı veya kolluk birimleri şiddet ihtimali gördüğü anda evden uzaklaştırma, iletişim yasağı, çocukla ilişkinin kesilmesi ve silah ruhsatının iptali gibi çok ağır kararları sadece tek taraflı bir beyana dayanarak verebiliyor. Kanun, bir kişiyi şiddetten korumayı hedeflerken, diğer yandan masumiyet karinesini fiilen rafa kaldıran bir mekanizmaya dönüşmüş vaziyettedir.

Asıl tartışma tam da burada, uygulamanın başladığı yerde patlak veriyor. Delilsiz verilen uzaklaştırma kararları, iftiralar ve bu sürecin kötüye kullanılması, babalık hakkının fiilen askıya alınmasıyla birleşince ortaya tam bir sosyal ve ekonomik yıkım çıkıyor. Henüz yargılanmadan suçlu ilan edilen ve kendini savunma hakkı bile tanınmadan cezalandırılan erkekler, evlerinden ve çocuklarından koparılıyor. Bu insanların en çok kurduğu cümle ise yürek yakıyor: Ben şiddet uygulamadım ama devlet bana bunu ispatlama şansı bile vermedi.

Bugün itibarıyla Ankara kulislerinde sesler yükselse de kanunda mağduriyetleri giderecek köklü bir değişiklik yapılmış değil. Halkın talebi ise net; uzaklaştırma kararlarına somut delil şartı getirilsin, tedbir süreleri otomatiğe bağlanmasın ve iftira atanlara karşı ağır yaptırımlar uygulansın. Çocuklarla olan şahsi münasebetlerin topluca kesilmemesi ve hakimlerin kararlarını daha gerekçeli vermesi, adaletin tecellisi için şarttır.

Peki, siyaset bu konuda neden sessiz kalıyor? Çünkü 6284 meselesi artık hukuki bir konu olmaktan çıkmış, adeta politik bir mayın tarlasına dönüşmüştür. Bir yanda kadına şiddetle mücadele söylemi, diğer yanda ise göz ardı edilemeyecek bir erkek mağduriyeti gerçeği duruyor. Siyasetçiler bu iki hassas konuyu aynı anda konuşmaktan kaçınıyor. Oysa bizler biliyoruz ki adalet bir tarafı korurken diğerini ezip geçmemelidir.

Bu mağduriyetler ne zaman sona erecek diye merak ediyoruz. Şurası bir gerçek ki toplumsal farkındalık artmadan ve kanunun uygulama pratiği cesurca sorgulanmadan hiçbir şey değişmeyecek. 6284 sayılı kanun ya gerçekten adil bir koruma kalkanına dönüşecek ya da toplumu daha da kutuplaştıran kör bir güç aracı olarak kalacaktır. Devletin asıl vazifesi taraf tutmak değil, hakikati korumaktır. Unutulmamalıdır ki şiddetle mücadele, adaletsizlik üreterek yapılamaz.

6284 mağduriyeti, aile hukuku sorunları, evden uzaklaştırma kararları, kadına şiddet yasası eleştirileri, babalık hakkı ve hukuk, iftira mağdurları, Ercan Baş yazıları, 6284 kanun değişikliği, adil yargılanma hakkı, aile birliği ve adalet.


TÜM YAZARLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.