Tarih: 18.03.2026 09:26 Güncelleme: 18.03.2026 09:29

Ulaş Salih Özdemir

Almanca Halamın Evinde Emanetçi Kalmak

Bahar, her yıl olduğu gibi bu yıl da sessizce geldi. Ama bu geliş, diğerlerinden farklıydı. Sanki zamanın içinden süzülüp gelen bir hatıranın kapısını araladı. Erguvanların kokusu, ansızın burnuma çalındığında, sadece bir çiçeğin kokusu değildi bu… İçimde yıllardır suskun kalan bir çocuğun sesi, bir anda uyanıverdi.

Gözlerimi kapattım.
Ve kendimi, ilkokul ikinci sınıfta, Kırşehir’e yeni taşındığımız o günlerde buldum.

Dedemin bize yaptığı o üç göz, bir dam ev… Duvarları yorgun, kapıları gıcırdayan, ama içinde bir ailenin kalbinin attığı bir yerdi. Evin içi ne kadar küçükse, dışındaki dünya o kadar büyüktü bizim için. Ama o dünyanın içinde bile, bir korku köşesi vardı… Evin yaklaşık yüz metre aşağısında, sanki terk edilmiş bir hatırayı andıran o eski tuvalet.

Her gidişim bir cesaret sınavıydı.
Her dönüşüm, küçük bir zafer.

Korkunun ne demek olduğunu ilk orada öğrenmiştim belki de.

Ama hayat, çocuk kalbine hep aynı duyguyu vermez. Bir gün gelir, korkunun yerini heyecan alır. İşte o günlerden birinde, Almanya’da yaşayan halam ve eniştemin evine “emanetçi” olarak taşınma fikri düştü hayatımıza.

Kudret dayımın ısrarları hâlâ kulağımda:
“Gelin, siz oturun orada… Boş duracağına, sizin sesiniz dolsun o eve…”

Ve sonra telefonlar açıldı. Almanya ile kurulan o ince hat, bizim kaderimizi değiştirdi.

Karar verilmişti.
Biz artık başka bir eve, başka bir hayata taşınacaktık.

O günü hatırlıyorum… İçimde tarif edemediğim bir heyecan vardı. Çünkü ilk defa, mutfağı olan… Tuvaleti içinde olan… Banyosu evin içinde olan bir yerde yaşayacaktık.

Biliyor musunuz, bir çocuğun hayali bazen sadece “tuvalete korkmadan gidebilmek” olur.
Ve o hayal, benim için gerçek olmuştu.

Üstelik bu ev… Bir başkasının gölgesinde değil, bizim gibi hissedeceğimiz bir yerdi. Dedemin, anneannemin “şunu yapma, bunu etme” sesleri olmadan… Kendi küçük dünyamızı kurabileceğimiz bir yer…

Hasan Tahsin Caddesi, No: 3D.
Bir adres değil sadece… Bir çocuğun kalbinde açılan yeni bir sayfa.

O evin en çok sevdiğim yeri ise yatak odasının penceresiydi. Camı hafifçe araladığında, dışarıdan içeri dolan o erguvan kokusu… İşte az önce burnuma çarpan o koku… Yılları aşarak beni bulmuştu yine.

O koku, sadece bir çiçek kokusu değildi.
O koku; özgürlüktü.
O koku; ilk kez “bizim evimiz” diyebilmenin huzuruydu.
O koku; çocukluğun en saf halinin kokusuydu.

Bahçemizde ceviz ağaçları vardı… Dallarına tırmanırken dizlerimizi çizdiğimiz, ama asla vazgeçmediğimiz… Kayısı ağaçlarımız vardı, yazın güneşle birlikte olgunlaşan… Can eriklerimiz, daha tam olgunlaşmadan koparıp yüzümüzü buruşturduğumuz… Ve üzüm bağlarımız…

Her biri, çocukluğumuzun birer tanığıydı.
Belki de bu yüzden, o yıllar bu kadar şenlikliydi. Çünkü sadece bir evde değil, bir hayalin içinde yaşıyorduk.

Annem, kız kardeşim ve ben…
Küçük bir aileydik ama o evin içinde kocaman bir dünyamız vardı.

Zaman geçti.
Ben büyüdüm.
Ama bazı şeyler büyümez… Sadece derinleşir.

Bugün erguvan kokusu burnuma çarptığında anladım ki, o ev hâlâ içimde bir yerde yaşıyor. O pencere hâlâ aralık… Ve o küçük çocuk hâlâ o kokuyu içine çekip mutlu oluyor.

Bazı anılar vardır…
Ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş, seni bir kokuda yakalar.

Ve o an…
Gözlerini kapatsan da, artık kendini bulamazsın.
Çünkü sen, çoktan geçmişin içinde kaybolmuşsundur.

Anahtar Kelimeler: ulaş salih özdemir, çocukluk nedir, anı nedir, erguvan nedir, almanya ne demek, aile nedir, ev nedir, hatıra nedir


TÜM YAZARLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.