Tarih: 27.07.2016 21:04 Güncelleme: 27.07.2016 21:04

Nesrin Masarifoğlu

 BEN EZELDEN BERİ HÜR YAŞADIM, HÜR YAŞARIM….

Tarih 18.Mart.1915.Yer Çanakkale. Rengi, dili, yöresi farklı onlarca yiğidin yazdığı bir destanın mekânı. Ne olmuştu da o gün birçok lise mezun vermemişti. Binlerce delikanlı dönememişti köyüne, eşine çocuğuna. Daha ergenliğe bile girmemiş körpe canlar hangi tılsımla atmışlardı kendilerini ateş hattına. Kağnısına silahları, sırtına evladını yerleştiren dondurucu soğuğa aldırmayan analar hangi ruhla koşmuşlardı cepheye. Bu asil milletin şahlanışı, ayağa kalkışı, tek vücut savunmaya geçmesi nasıl olmuştu. Yedi düvele karşı nasıl bir ayağa kalkış nasıl bir direnişti o gün yaşananlar. Ne donanması ne doğru dürüst silahı ne de sofrasında doğru dürüst yiyecek ekmeği vardı. Ölümüne koşmuşlardı ayakları yalın, ellerinde ilkel silahları ile düşmanın üstüne. Ama düşmanın hesaba katmadığı şeyler vardı. Göğüsteki iman, şehitlik mertebesine ulaşma isteği, yüreklerdeki kocaman vatan sevgisi, özgürlüğe düşkünlük, birlik-beraberlik ve dayanışma ruhu ile düşmana galebe çalmak; işte bunları düşmanın öğrenmesi için göğüs göğüse süngüyle yapılan bir savaşı kaybetmesi gerekiyordu.
Bu kahramanlar bir hilal uğruna, varoluş ve özgürlük mücadelesinde tüm dünyaya “ÇANAKKALE RUHUNU” kanlarıyla hiç silinmeyecek şekilde yazdılar. Dışarıdaki düşman kirli emelleri için gelmişlerdi güzel ülkemize ama böylesine bir direniş, böylesine bir şahlanışla bir destan yazılacağını hiç tahmin edememişlerdi. Bu necip milleti tanıyamamışlardı ta ki denizin derin sularına gömülünceye kadar. Tüm dünya görmüştür ki “ÇANAKKALE GEÇİLMEZ”
Bu millet bir daha ÇANAKKALE RUHUNA tıpkı yıllar öncesindeki gibi sahip olabilir mi? Ya da ÇANAKKALE DESTANINI YAZAN kahraman dedelerin torunları bu destanı gerektiği yerde tekrar aynı ruh ve aynı heyecanla yaşatabilir mi? Bu mümkün olabilir mi diye düşünmek bu asil milleti tanımamaktan geçer. İşte bu millet ne zaman ki hürriyetine, demokrasisine, kendi seçtiği iktidarına, kendi seçtiği Cumhurbaşkanına yönelik bir kalkışma hareketi görmüş işte o andan itibaren Çanakkale Zaferinde olduğu gibi onlarca kahramanlık hikâyesi ile bir destan yazmıştır. Kendini savunmasız bir şekilde kurşunların, tankların önüne atarken gözü hiçbir şeyi görmemiştir. Tıpkı ÇANAKKALE’DE olduğu gibi. Tüm dünyaya hürriyetinden, sivil ve seçilmiş idarenin devamından yana olduğunu demokrasi uğruna şehit ve gazi olmayı göze alarak kahramanca ilan etmiştir. Milli Şairimiz Mehmet Akif
Ersoy İstiklal Marşını yazarken sanki bugünleri de görmüş:” Ben ezelden beri hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim. Bendimi çiğner aşarım; Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım”. Demiştir.
Bu destansı mücadelede o kadar çok demokrasi kahramanlarının ibretlik hikâyesi var ki. Şehit ya da gazi olan bu kahramanların isimleri ve hikâyeleri altın harflerle tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi tarihte en mutena yerde yerini alacaktır. Mutlaka hıyanet içerisinde olanlar bu millete gözünü kırpmadan silah doğrultanlar, varoluş sembolümüz olan kurumlarımıza saldıranlar, Cumhurbaşkanımızın hayatına kastedenler ile bu emirleri verenler ve arkalarındaki güç odakları gereken cezayı misliyle alacaktır.
Bugün olduğu gibi siyasi görüşümüz ne olursa olsun yine birlik ve beraberlik içerisinde güç odaklarına karşı dimdik ayakta ve birlikte gerektiğinde demokrasi nöbetleri tutarak, vatansever asker ve polisimize de sahip çıkarak gereken cevabı vermeliyiz.
Allah bu millete bir daha hıyanet içerisinde olanların ve başka ülkelerin çıkarlarının taşeronluğunu yapanlarının zulümlerini yaşatmasın. Allah’tan başka kimseye boyun eğdirmesin.

TÜM YAZARLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.