Tarih: 26.07.2021 09:15 Güncelleme: 26.07.2021 09:15

Mehmet ERDİL

Bir Kez Gönül Yıktın İse…

Yunus’un bu şiirini bir cami girişinde okudum.

Bir kez gönül yıktın ise,
Bu kıldığın namaz değil,
Yetmiş iki millet dahi,
Elin yüzün yumaz değil.

Çıktığımda tekrar okudum…
Cemaat şaşkınlık içinde birbirlerine soruyorlardı!
Büyükçe bir levhaya yazılıp herkesin göreceği yere değil adeta gözlerine sokarcasına hemen kapının girişinde sağ üst köşe göz hizasına asılan bu yazı herkeste farklı duygular uyandırıyordu.

Cemaat levhanın karşısında bir müddet adeta donup kalıyor sonra yavaş adımlarla içeri giriyor çıkışta dahi tekrar okuyor arkasına baka baka uzaklaşıyorlardı. Anlaşılan derin muhasebe içine giriyorlardı.

Gönlü yıkılmayan

Veya bir gönül yıkmayan kimse var mıydı?

Acaba cemaat her camiye girişte bu hatırlatmayla gönlünü yıktıkları insanları düşünüp onlarla helalleşme yoluna mı gidecekti veya bu levhanın kaldırılmasını mı talep edecekti.

Hangi deli müftü bunu akıl etmişti, asla metne itirazın olmadığı fakat bundan muradın ne olabileceğini insanlar sorgulamaya başlamıştı.

Hemen avluda bir çay ocağı vardı bende oturup bu yazının tesiriyle muhasebe yapmaya başladım.

Biliyordum ki, gönlümü yıkanlar, gönlünü yıktıklarımdan çok fazla idi.

Rabbim mahşerde bunları iki kefeli mizana koyarsa ben yırtarım diye düşünüyordum.

Evvela aklıma, gönlümü yıkanları getireyim sonra gönlünü yıktıklarımı getiririm dedim ama her ikisi karışık bir şekilde hayalime hücuma başladığından bir sıraya koyamadım.

Peş peşe yedi bardak çay içmiştim, garsondan istesem her halde bana bir kalem bir kâğıt getirir dedim.

Yunus’un bu sözünün hemen namaza girenlerin gözüne sokulması cemaatte bir devrim etkisi yaratmıştı, bu söz bu toplumu bir hizaya sokacağa benziyordu zira cemaati bir dert almıştı ki sormayın gitsin türünden idi. İtirazın yerine bir manalı sessizlik hâkimdi.

Bayramlar belki de bunun için bir fırsattı…

Bayramları bu manada değerlendirmek her babayiğidin harcı değildir, haksız olan hiçbir zaman harekete geçip; ben düşündüm taşındım haksızlık yaptığımı kırdığımı yıktığımı kabul ediyorum, elli bayram geçse de özür dilerim demez ve diyemez, buna kalınlaşmış enaniyetleri asla müsaade etmez, bundan dolayıdır ki, bir nevi kötü fıtratlarına ters düşen bu ulvi davranışı, kardeşlerimden biliyorum ki onlardan beklemek abesle iştigaldir.

Ama gönül yıkan, kişi değil de eğer devletin geçmiş ceberut hükümetleri idiyse, burada devleti yöneten yeni hükümetlerin özür dileme davranışını hiçbir ayırım yapmadan sergilemeleri gerekir ve bu büyük alicenaplıktır.

Misal;
1.Nazım hikmetin vatandaşlığını Ak parti hükümeti tanıdı ama ne hikmetse Nazım Hikmet’ çiler, Nazım Hikmet’i atan partinin seçmenleridirler.


2.Dersim olayından dolayı devlet adına Ak parti hükümeti Dersimlilerden özür diledi ama her ne hikmetse Dersimlilerin ekseriyeti bu olayın faili olan partinin seçmenleridir.


3.28 Şubat süreci hükümetlerinin mahkemesiz savunmasız yargısız olarak ihraç ettikleri Yaş zedelere kısmen haklarını verip, asıl geriye dönük haklarını her ne hikmetse! Vermeyen Ak parti hükümetinin bu yarım iyiliğini maaliftihar kabul edip hükümete minnet edenler ve onun yanında olan seçmenlerde yine yaş zedelerdir!

Bu örnekler çoktur ama bu kadar yeterlidir, konuyu Ebu Müslim Horosani’nin çağlar ötesinden günümüze ışık tutan şu sözünü tekraren ilgililere hatırlatalım;


“Onlar, şerrinden emin oldukları için, dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de; düşmanlarını yakın tuttular. Yakın tuttukları düşmanları dost olmadı. Ama uzak tuttukları dostları düşman oldu. Herkes düşman safında toplanınca yıkılmaları mukadder oldu.”


TÜM YAZARLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.