Bir Ülke Yol Yapar Ama Yol Ülke Yapmaz
Türkiye’de ekonomi konuşulurken neredeyse ezberlenmiş cümleler duyuyorum: “Metro yaptı, köprü yaptı, havalimanı yaptı.” Bunlar elbette yapılan işlerdir ama ben başka bir yerden bakıyorum. Asıl soru bu değil. Asıl soru şu: Bu ülke ne üretiyor? Çünkü tarih bize çok net bir şey öğretiyor. Bir ülke yol yaparak kalkınmaz; üreterek kalkınır. Yol ancak üretime hizmet ederse anlam kazanır. Aksi hâlde sadece borcun geçtiği güzergâh değişir.
1960’lı yıllarda Türkiye alüminyum fabrikası kurmak istediğinde Amerika’dan gelen cevap ibretlikti: “Tarım ülkesisiniz. Fabrika kurmayın. Biz size sanayi ürünü satarız.” Bu dayatmayı kabul etmedik. Sovyetler Birliği’nden teknik destek aldık ve Seydişehir Alüminyum Fabrikası 1974’te üretime geçti. Bu sadece bir fabrika değildi. Bu, ‘biz üretmek istiyoruz’ deme cesaretiydi.
Aynı cesareti İnönü döneminde de gördük. Kıt imkânlara rağmen, dış borç almadan kurulan şeker fabrikaları, barajlar ve demiryolları bugün hâlâ ayakta. Türkiye’de çalışan pek çok tesisin temeli, o yokluk denilen yıllarda atıldı. Yoktu ama irade vardı.
Sonra başka bir masal anlatılmaya başlandı. “Devlet işletmeci olmaz.” Bu sloganla birlikte yıllarca çalışan tesisler satıldı. Dokuz şeker fabrikası toplam 294 milyon dolara elden çıkarıldı. Peki sonra ne oldu? Şeker üretimi yetmedi. Türkiye, yalnızca bir yıllık şeker ihtiyacı için 340 milyon dolar ödeyerek ithalat yaptı. Rakamlar ortada. Yorum yapmaya bile gerek yok.
Bugün yapılan yollar, köprüler ve havalimanları “hizmet” diye anlatılıyor. Oysa bu projelerin çoğunu devlet yapmıyor. Özel şirketler yapıyor, devlet de geçiş ve yolcu garantisi veriyor. Vatandaş geçmezse ne oluyor? Aradaki fark vergilerden ödeniyor. Yani geçmediğin köprünün parasını da, inmediğin havalimanının yolcu açığını da ödüyorsun. Buna hizmet mi demeliyiz, yoksa kamu kaynaklarının belli şirketlere aktarılması mı?
Benim gördüğüm şu: Türkiye’nin meselesi beton eksikliği değil. Türkiye’nin gerçek meselesi üretimdir. Tarımda dışa bağımlılık, gıdada bitmeyen fiyat artışları, üretimde gerileme ve gelirdeki adaletsizliktir. Bir ülke samanı, buğdayı, eti ithal ediyorsa orada büyüme değil, yön kaybı vardır.
Ekmek karneye bağlandı diye yıllarca İnönü eleştirildi. Oysa o karar savaş koşullarında alınmış geçici bir tedbirdi. Bugün ise karne yok ama pahalılık kalıcı, borç kalıcı, üretim sorunu kalıcı. İşte bu yüzden sorulması gereken soru artık çok net. Biz bu ülkeyi üreten bir ülke mi yapmak istiyoruz, yoksa tüketip borçlanan bir ülke mi? Cevap sloganlarda değil. Rakamların kendisinde duruyor. Yanlışsa, yine rakamlarla yanlış denmeli.
Yazar: Mustafa Kaplan
Anahtar: Türkiye ekonomisi neden üretmiyor, yol yapmak kalkınma mı, Türkiye neden ithalata bağımlı, şeker fabrikaları neden satıldı, kamu özel işbirliği doğru mu, üretim ekonomisi mümkün mü,
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.