Tarih: 29.10.2011 13:32 Güncelleme: 29.10.2011 13:32

İbrahim Hakkı Damat

Atatürk’ün dış politika ilkeleri, yurt gezileri, eğitim politikaları, ilke ve inkılâpları hakkında sürekli olarak araştırma ve incelemeler yapılmıştır. Fakat onun çok yönlülüğü tüm bunlarla sınırlı değildir. Atatürk’ün pek bilinmeyen, başka bir yaklaşımla ihmal edilen, yönlerinden biri de onun dış Türklere yönelik siyasetidir.

Genel olarak dış Türkler deyimi ile Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında yaşayan Türkler kastedilmektedir. Özel olarak ifade etmek gerekirse bu deyimin içerisine Azerbaycan Türkleri, Türkistan Türkleri(Özbekler-Kazaklar-Kırgızlar-Karakalpaklar-Türkmenler-Uygurlar), Afganistan ve Hindistan Türkleri, Balkan Türkleri(Batı Trakya-Bulgaristan-Yugoslavya-Romanya Türkleri), Ortadoğu Türkleri( Kıbrıs-Irak–Suriye-İran Türkleri), Kuzey Türkleri(Kazan-Kırım-Başkırt-Kuzey Kafkas-Yakut ve Altay Türkleri) girmektedir.
Her ne kadar değişik adlarla çağrılsalar da yukarıda adı geçen Türk toplulukları, Türk milletinin birer parçalarıdır. Aynı müşterek kültürün ve tarihin sahipleridirler. Atatürk’ün yaşadığı dönem itibarıyla da kimisi yaşadığı coğrafyada otonom haklara sahip olarak, kimisi de azınlık olarak başka devletlere bağlı bir şekilde yaşamaktaydılar. Dolayısıyla adı geçen Türk toplulukları için hem Osmanlı Devleti hem de Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir ilgi ve beklenti merkezi olmuştur.
Nitekim Azerbaycan’ın isteği üzerine Türk hükümeti, Nuri Paşa komutasında 8500 civarında askeri Azerbaycan’a yollamış ve 15 Eylül 1918’de Rus işgali altında bulunan Bakü kurtarılmıştır. Bakü’nün kurtarılmasından sonra bir Türkistan heyeti Osmanlı ordusundan yardım istemek için Bakü’ye gelmiş ve şu raporu takdim etmiştir: “Biz Türkistan Türkleri, şimdi evvelkinden belki daha çok hırpalanıyoruz, eziliyoruz... Eski idarenin hiç olmazsa zalim ve fakat belli kanun ve kararları vardı. Biz de onlara uyarak varlığımızı muhafazaya çalışıyorduk. Fakat şimdi öyle mi? ... Şimdi bizim kalbimiz, tamamıyla Büyük Türkiye’ye iltihak ihtirası ile çarpıyor. Bütün Türklüğün birleşmesi ancak bizim ulvi maksatlarımıza uyan yoldur'.
Yukarıda çok açık bir şekilde görüldüğü gibi dış Türkler, çektikleri sıkıntılardan dolayı dönem itibarıyla hem Osmanlı Devleti’nden hem de Türkiye Cumhuriyeti’nden çeşitli yardımlar talep etmişlerdir. Ortak bir maziye sahip oluşumuzdan dolayı en tabii bir hak olarak M. Kemal Atatürk de dış Türklerin kaderiyle, meseleleriyle ilgilenmek sorumluluğunu kendisinde hissetmiştir.
Kanaat-i acizanemize göre M. Kemal Paşa’nın dış Türklere yönelik siyasetini ele almadan önce onun Türk dünyasına bakış açısının nasıl şekillendiğini ortaya koymak yerinde olacaktır. Bilindiği gibi Fransız İhtilali’nin ardından büyük bir hızla dünyanın her yerine yayılan milliyetçilik akımı, Osmanlı Devleti bünyesindeki gayri Türk unsurları da etkilemiştir.
Sultan II. Abdülhamid döneminde hem devlet bünyesindeki parçalanmayı önleyebilmek hem de iç bünyedeki birliği güçlendirmek için “Pan-İslamizm” siyaseti uygulanmaya başlanmış; fakat beklenen başarı sağlanamamıştır. Bunun üzerine milliyet prensibine dayanan “Pan-Türkizm” fikri hem Osmanlı Devleti bünyesinde hem de imparatorluk sınırları dışında kalan Türkler arasında rağbet görmeye başlamıştır.

Bu konuda özellikle Kırımlı Gaspıralı İsmail Bey’in(1851-1914) fikirleri, Türk dünyasında Türklük bilincinin gelişmesine ve yayılmasına büyük katkı sağlamıştır. Gaspıralı İsmail Bey, “Dil’de, Fikir’de, İş’de Birlik” prensibinden hareket ederek Türklük dünyasının birlikte kalkınmasını hedeflemiş ve

aşırılıktan kaçınarak çalışmalarını sürdürmüştür. Gaspıralı’nın fikirleri kendi döneminde yaşayan Yusuf Akçura, Ahmed Ağaoğlu, Ziya Gökalp gibi Türkçü aydınları da etkilemiştir. Bunlardan Yusuf Akçura ve Ahmed Ağaoğlu’nun önderliğini yaptığı aydınlar grubu, Türkler arasında kültürel birliğin yanısıra siyasi ve askeri birlik oluşturulması fikrini; Ziya Gökalp’in öncülüğünü yaptığı aydınlar ise Türklerin çok geniş bir coğrafyaya yayıldıklarını öne sürerek Türkler arasında dil, fikir ve kültür birliği oluşturulması fikrini savunmuşlardır. Mevcut kaynaklarda Mustafa Kemal Atatürk’ün daha çok Ziya Gökalp çizgisine yakın bir anlayışa sahip olduğu söylense de denilebilir ki, Atatürk’ün Türk dünyasına bakış açısı Gaspıralı İsmail Bey, Yusuf Akçura, Ahmed Ağaoğlu, Ziya Gökalp gibi Türkçü aydınların fikirlerinin yanı sıra kendi deneyimleri ve millet olarak yaşadığımız hadiselerden çıkardığı derslerden teşekkül etmiştir.

Atatürk, millet olarak yaşadığımız hadiselerden çıkardığı ve milli benliğin önemini vurguladığı manidar bir söylevinde şöyle demiştir: “Bahusus bizim milletimiz, milliyetinden tegafül(anlamazlıktan gelme) edişinin çok acı cezalarını gördü. Biz ne olduğumuzu, onlardan ayrı ve onlara yabancı bir millet olduğumuzu sopa ile içlerinden kovulunca anladık.. Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvela bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen bütün ef’al ve harekâtımızla gösterelim; bilelim ki, milli benliğini bulmaya milletler başka milletlerin şikârıdır.'

Pan-İslamizm ve Pan-Türkizm fikirlerinin siyasi açıdan yarattığı güçlükleri iyi gören Atatürk, Türkler arasında kültür birliği oluşturulması fikrini benimsemiş ve Türk kültürünün araştırılması için Türk Dil ve Tarih Kurumunu kurdurmuştur. Gerçekten de hangi milleti ele alırsak alalım kendi arasında kültürel birliğini sağlayamamış milletlerin başka türlü birlikler sağlaması mümkün değildir. Ayrıca ortak bir maziye sahip oluşumuzdan dolayı kültürel birliği istemek hem en tabii bir yol hem de Türk milletine düşman olan milletlerin ve dünya kamuoyunun tepkisini en az çeken bir yol olarak karşımıza çıkmaktadır.

Atatürk bu konuyla ilgili olarak şu uyarıda bulunmuştur: ” Efendiler, büyük ve hayali şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın husumetini, kinini, garazını, bu memleketin ve bu milletin üzerine celbettik. Biz Pan-İslamizm yapmadık. Belki ‘yapıyoruz, yapacağız’ dedik. Düşmanlarımız da yaptırmamak için bir an evvel ‘öldürelim’ dediler. Pan-Turanizm yapmadık. ‘Yaparız, yapıyoruz, veya yapacağız’ dedik, yine ‘ öldürelim’ dediler. Binaenaleyh efendiler, biz hayat ve istiklal isteyen milletiz. Ve yalnız ve ancak bunun için hayatımızı ibzal ederiz. ” Buraya kadar Atatürk’ün dış Türklere yönelik güttüğü siyasetin düşünsel altyapısının nasıl şekillendiğini genel hatlarıyla ortaya koymaya çalıştık. Önümüzdeki hafta ise eldeki vesikalara bakarak onun dış Türklere yönelik siyasetini nasıl icra ettiğine dair uygulama örneklerini ele alacağız.

                                                                Her şeye rağmen güçlü millet, güçlü devlet temennisi ile esen kalın…


TÜM YAZARLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.