İbrahim Hakkı Damat
Atatürk’ün dış politika ilkeleri, yurt gezileri, eğitim politikaları, ilke ve inkılâpları hakkında sürekli olarak araştırma ve incelemeler yapılmıştır. Fakat onun çok yönlülüğü tüm bunlarla sınırlı değildir. Atatürk’ün pek bilinmeyen, başka bir yaklaşımla ihmal edilen, yönlerinden biri de onun dış Türklere yönelik siyasetidir.
Bu konuda özellikle Kırımlı Gaspıralı İsmail Bey’in(1851-1914) fikirleri, Türk dünyasında Türklük bilincinin gelişmesine ve yayılmasına büyük katkı sağlamıştır. Gaspıralı İsmail Bey, “Dil’de, Fikir’de, İş’de Birlik” prensibinden hareket ederek Türklük dünyasının birlikte kalkınmasını hedeflemiş ve
aşırılıktan kaçınarak çalışmalarını sürdürmüştür. Gaspıralı’nın fikirleri kendi döneminde yaşayan Yusuf Akçura, Ahmed Ağaoğlu, Ziya Gökalp gibi Türkçü aydınları da etkilemiştir. Bunlardan Yusuf Akçura ve Ahmed Ağaoğlu’nun önderliğini yaptığı aydınlar grubu, Türkler arasında kültürel birliğin yanısıra siyasi ve askeri birlik oluşturulması fikrini; Ziya Gökalp’in öncülüğünü yaptığı aydınlar ise Türklerin çok geniş bir coğrafyaya yayıldıklarını öne sürerek Türkler arasında dil, fikir ve kültür birliği oluşturulması fikrini savunmuşlardır. Mevcut kaynaklarda Mustafa Kemal Atatürk’ün daha çok Ziya Gökalp çizgisine yakın bir anlayışa sahip olduğu söylense de denilebilir ki, Atatürk’ün Türk dünyasına bakış açısı Gaspıralı İsmail Bey, Yusuf Akçura, Ahmed Ağaoğlu, Ziya Gökalp gibi Türkçü aydınların fikirlerinin yanı sıra kendi deneyimleri ve millet olarak yaşadığımız hadiselerden çıkardığı derslerden teşekkül etmiştir.
Atatürk, millet olarak yaşadığımız hadiselerden çıkardığı ve milli benliğin önemini vurguladığı manidar bir söylevinde şöyle demiştir: “Bahusus bizim milletimiz, milliyetinden tegafül(anlamazlıktan gelme) edişinin çok acı cezalarını gördü. Biz ne olduğumuzu, onlardan ayrı ve onlara yabancı bir millet olduğumuzu sopa ile içlerinden kovulunca anladık.. Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvela bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen bütün ef’al ve harekâtımızla gösterelim; bilelim ki, milli benliğini bulmaya milletler başka milletlerin şikârıdır.'
Pan-İslamizm ve Pan-Türkizm fikirlerinin siyasi açıdan yarattığı güçlükleri iyi gören Atatürk, Türkler arasında kültür birliği oluşturulması fikrini benimsemiş ve Türk kültürünün araştırılması için Türk Dil ve Tarih Kurumunu kurdurmuştur. Gerçekten de hangi milleti ele alırsak alalım kendi arasında kültürel birliğini sağlayamamış milletlerin başka türlü birlikler sağlaması mümkün değildir. Ayrıca ortak bir maziye sahip oluşumuzdan dolayı kültürel birliği istemek hem en tabii bir yol hem de Türk milletine düşman olan milletlerin ve dünya kamuoyunun tepkisini en az çeken bir yol olarak karşımıza çıkmaktadır.
Atatürk bu konuyla ilgili olarak şu uyarıda bulunmuştur: ” Efendiler, büyük ve hayali şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın husumetini, kinini, garazını, bu memleketin ve bu milletin üzerine celbettik. Biz Pan-İslamizm yapmadık. Belki ‘yapıyoruz, yapacağız’ dedik. Düşmanlarımız da yaptırmamak için bir an evvel ‘öldürelim’ dediler. Pan-Turanizm yapmadık. ‘Yaparız, yapıyoruz, veya yapacağız’ dedik, yine ‘ öldürelim’ dediler. Binaenaleyh efendiler, biz hayat ve istiklal isteyen milletiz. Ve yalnız ve ancak bunun için hayatımızı ibzal ederiz. ” Buraya kadar Atatürk’ün dış Türklere yönelik güttüğü siyasetin düşünsel altyapısının nasıl şekillendiğini genel hatlarıyla ortaya koymaya çalıştık. Önümüzdeki hafta ise eldeki vesikalara bakarak onun dış Türklere yönelik siyasetini nasıl icra ettiğine dair uygulama örneklerini ele alacağız.



