Doğayı Korumak Siyasidir Çünkü Yaşam Politiktir
Çevre mücadelesi, çoğu zaman bilinçli ya da bilinçsiz bir biçimde apolitik bir alan gibi sunulur. Oysa bu yaklaşım, acı gerçeğin üstünü örtmekten başka bir işe yaramaz. Bizim için doğayı korumak siyasidir. Çünkü suyun, toprağın, soluduğumuz havanın ve topyekun yaşamın kaderi, alınan politik kararlarla belirlenir. Bir ülkenin ormanlarının madenciliğe açılması, bereketli tarım arazilerinin beton yığınına dönüştürülmesi, su kaynaklarının özelleştirilmesi ya da yenilenebilir enerji yerine fosil yakıtlara yatırım yapılması teknik birer ayrıntı değil, doğrudan politik tercihlerdir. Ve bu tercihler, yalnızca bugünü değil, çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceğini, yani kuşaklar arası adaleti de derinden etkiler.
Artık şunu kabul etmeliyiz ki iklim krizi yalnızca çevre bilimcilerin çalışma alanı değildir. Akademik çalışmalar bize açıkça göstermektedir ki iklim değişikliği gıda güvenliğini tehlikeye atıyor, halk sağlığını bozuyor, insanları zorunlu göçe zorluyor ve toplumsal çatışma risklerini artırıyor. Bu nedenle çevre mücadelesi, aynı zamanda bir insan hakları mücadelesidir. Bu noktada duygulardan kaçmak mümkün değildir. Doğa tahrip edildiğinde yalnızca ekosistemler ölmez, insanın ait olma duygusu da ağır yara alır. Kuruyan bir nehir, kesilen ulu bir orman ya da zehirlenen bir tarım alanı sadece bilimsel bir veri değil, aynı zamanda kolektif bir hafıza kaybıdır. İnsan, üzerine bastığı toprakla bağını kopardığında gelecekle kurduğu bağ da zayıflar.
Ancak çevreyi savunurken öfkenin esiri değil, bilginin, bilimin ve etik sorumluluğun rehberiyle hareket etmek zorundayız. Akademik perspektif bize şunu haykırıyor: Doğayla uyumlu bir kalkınma mümkündür. Sürdürülebilir tarım, temiz enerji, doğayı merkeze alan şehircilik ve adil geçiş politikaları, yalnızca çevremizi güzelleştirmekle kalmaz, toplumsal refahımızı da güçlendirir. Burada devletin rolü hayati ve belirleyicidir. Çevreyi koruma meselesi, tek tek bireylerin iyi niyetine veya vicdanına bırakılabilecek kadar küçük bir alan değildir. Güçlü yasalar, şeffaf denetim mekanizmaları ve bilim temelli kamu politikaları olmadan çevresel adalet sağlanamaz. Bu durum, çevre mücadelesini kaçınılmaz olarak siyasal bir zemine taşır.
Sonuç olarak çevreyi savunmak ne romantik bir duyarlılık ne de marjinal bir gruptur. Bu, doğrudan yaşamı, insan onurunu ve geleceği koruma iradesidir. Bu irade; ancak politik cesaret, duygusal farkındalık ve akademik bilgi bir araya geldiğinde gerçek bir güce dönüşür. Unutmayalım ki doğayı korumak, aslında doğrudan insanı korumaktır. Ve bu büyük sorumluluk, asla ertelenemez.
Yazar: Ercan Baş
Doğayı korumak siyasi mi, Çevre kirliliği nasıl önlenir, İklim krizi neden siyasidir, Sürdürülebilir kalkınma nedir, Doğa ve insan hakları ilişkisi, Ercan Baş yazıları, Ekolojik adalet nedir, Çevre politikaları nasıl olmalı, Gelecek nesillere ne bırakacağız, Doğayı savunmak neden önemlidir,
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.