Tarih: 21.02.2026 09:18 Güncelleme: 21.02.2026 09:18

Mustafa KAPLAN

Elveda Muhabbet!

Bugün her şeye sahip olduğumuzu zannediyoruz.
Cebimizde binlerce kitabın olduğu telefonlar var.
İstediğimiz her şey saniyeler içinde önümüze servis ediliyor.
Hiç tanımadığımız yüzlerce, binlerce “arkadaşımız” var.
Ama buna rağmen gerçekten mutlu muyuz?

Peki içimizde varlığını her fırsatta ilan eden o boşluğu, o boşluktan sudur eden huzursuzluğu nereye koyacağız, hiç düşündünüz mü?

Çünkü artık gerçekten yaşamıyoruz.
Sadece olup bitene maruz kalıyoruz.

Eskiden aylar, günler sonra sevdiğimiz birinden bir mektup veya özel günlerde bir tebrik kartı aldığımızda sevinçten havaya sıçrar, zarfı adeta yırtarak içindekini heyecanla okurduk. Mektubu beklemek bile anlamlıydı. En azından beklemenin bir tadı vardı.
Şimdi ise mesajımıza iki dakika geç cevap gelince huzursuz oluyoruz.

Teknolojik hızla hayatımızın kolaylaşacağını sandık.
Hızlandıkça yüzeyselleştik.
Derinliği kaybettik.
Artık durmaya tahammülümüz yok.
Bir manzaraya bakıp tatmin olmak gibi bir yetinin terkinde karar kıldık. Dünyalar kadar manzara o küçücük kutu içinde arz-ı endam edip, o cam parçasından resmî geçit yapması bile içimizdeki o malum boşluğun dolmasına kâfi gelmiyor.

Bir sohbette, bir mekân içinde karşımızdaki insanın gözlerine bakmak yerine telefonumuza bakıyoruz.
Bir bildirim sesi, bazen sevdiğimiz birinin sesinden daha heyecanlı geliyor.
Başkasını bilmem ama bu bana pek de normalmiş gibi gelmiyor.

Her an her bilgiye ulaşabiliyoruz, amenna…
Ama bilgelik hâlâ bizden çok uzakta.
Arama motorları bize her şeyi anlatıyor ama “neden yaşıyoruz?” sorusunun cevabını veremiyor.

Sürekli görünme çabası…
Artık mutlu olmak yetmiyor.
Mutlu olduğumuzu göstermek zorundaymışız gibi hissediyoruz.
Yediğimiz yemeği, gittiğimiz yeri, yaşadığımız anı paylaşmazsak sanki eksik kalacakmış gibi…
Beğeni gelmezse değerimiz azalacak sanıyoruz.

Oysa gerçek hayat, ekran kapandığında başlar.
Sessizlikle baş başa kaldığımızda başlar.

Kendine şu soruyu sor:
Yaşadığın güzel bir anı paylaşmasan, o an değersiz mi olur?
Eğer “evet” diyorsan, başkalarının bakışıyla yaşıyorsun demektir.
Kendi hayatının merkezinde değil, seyircisinin önündesin.

En büyük cesaret belki de koşmak değil, durmaktır.
Telefonu kapatmak…
Bir süre sessiz kalmak…
Kendi iç sesimizi duymaya cesaret etmek…

Dünya dönmeye devam edecek.
Bildirimler bitmeyecek.
Gürültü hiç susmayacak.

Ama sen o gürültünün içinde kendini kaybedersen, sadece hızlı yaşayan ama derinliği olmayan bir hayata mahkûm olursun.

Bazen gerçekten yaşamak için,
yavaşlamak gerekir.

Yazar: Mustafa Kaplan

Anahtar Kelimeler: Mustafa Kaplan köşe yazısı ne anlatıyor, teknoloji mutluluğu azaltır mı, sosyal medya neden huzursuz eder, derinlik neden kayboldu, gerçek mutluluk nasıl bulunur, yavaşlamak neden önemli, bildirim bağımlılığı nasıl bırakılır, ekran kapandığında hayat başlar mı


TÜM YAZARLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.