Mustafa KAPLAN
Galata Bankerleri Ve Osmanlı’nın Hâl-i Pür Melâli
Tarih, hakikati örtenlerin değil; ona sabırla bakanların aynasıdır. O aynaya eğilip bakmayı reddedenler ise, gördükleri hayalin peşinden gidip gerçeğe düşman kesilirler. Bugün bazıları, koca bir imparatorluğun çöküşünü tek bir isme yükleyerek kolaycılığa kaçıyor. Oysa mesele, bir gecede yıkılan bir bina değil; asırlarca ihmal edilmiş bir yapının kaçınılmaz çöküşüdür.
Osmanlı’nın son yüzyılına baktığımızda karşımıza ilk çıkan manzara, Galata sokaklarında kurulan borç düzenidir. Galata Bankerleri, devletin hazinesinin daraldığı her an yüksek faizlerle borç veren; ama karşılığında sadece altın değil, geleceği de ipotek altına alan bir sınıftı. Bu bankerler tek başına suçlu muydu? Hayır. Asıl mesele, devleti onların kapısına muhtaç hâle getiren zihniyetti.
Bir devlet düşünün ki üretimi düşmüş, sanayileşmeyi ıskalamış, maliyesi çökmüş… Ve çözüm olarak çareyi borçlanmakta bulmuş. Bu borçlar zamanla öyle bir noktaya geldi ki devlet, gelirlerini dahi kontrol edemez hâle geldi. İşte bu çöküşün sembolü: Düyun-u Umumiye’nin kurulması.
Bu kurum neydi? Basitçe söyleyelim: Osmanlı’nın ekonomik bağımsızlığını yabancı alacaklılara teslim etmesiydi. Tuzdan tütüne, ipekten balığa kadar birçok gelir kalemi yabancıların denetimine geçti. Yani devlet, kendi toprağında kazandığı parayı bile özgürce kullanamaz hâle geldi.
Peki bu noktaya nasıl gelindi?
Cevap, bir kişinin değil; yanlış politikaların, gecikmiş reformların ve çağın gerisinde kalmanın sonucudur. Sanayi Devrimi’ni kaçıran, eğitimde ve teknolojide geri kalan bir imparatorluk, borçla ayakta durmaya çalıştı. O borç ise zincire dönüştü.
Şimdi soralım:
Mondros Mütarekesi imzalanırken kim vardı?
Sevr Antlaşması kabul edilirken kim karar vericiydi?
Anadolu işgal altına girerken kimler sessiz kaldı?
Ve en mühim sual:
Bütün bunlar olurken henüz tarih sahnesine çıkmamış bir askeri mi suçlayacağız?
Mustafa Kemal Atatürk, çökmüş bir imparatorluğun enkazı üzerinde ayağa kalkmaya çalışan bir milletin önüne çıkmış bir liderdir. Onun yaptığı, yıkılmış bir evi yıkmak değil; zaten çökmüş duvarların altından bir millet çıkarmaktır.
Osmanlı’nın sonu bir “ihanet” hikâyesi değil; bir “ihmal ve gecikmiş uyanış” hikâyesidir. Galata bankerlerinden Düyun-u Umumiye’ye, oradan Mondros’a ve Sevr’e uzanan zincir, bir çöküşün adım adım yazılmış kaderidir.
Cumhuriyet ise bu kaderi tersine çevirme iradesidir.
Tarihi doğru okumayanlar, bugünü de yanlış yorumlar. Bir milleti ayağa kaldıran iradeyi suçlamak, hakikate değil; cehalete hizmet eder.
Velhasıl…
Bir enkazın sorumlusu, onu ayağa kaldırmaya çalışan değil; onu yıllarca çürütenlerdir.
Anahtar Kelimeler: Mustafa Kaplan, Galata bankerleri ne, Düyun-u Umumiye ne, Osmanlı neden borçlandı, Mondros ne zaman, Sevr ne anlama gelir, Atatürk ne yaptı, Osmanlı neden çöktü



