Tarih: 11.12.2014 16:04 Güncelleme: 11.12.2014 16:04

Ruhi Orhan

  “Sağlıklı Bir Çevrede Yaşam Hakkı” Evrensel Tüketici Hakkı” dır. 5 Haziran 1972 yılında Stockholm‘de toplanan 'Birleşmiş Milletler Çevre ve İnsan Konferansı' sonunda BM 'Temiz ve Sağlıklı bir Çevrede Yaşamanın Temel bir insan Hakkı olduğunu karar altına almıştır. Ayrıca yine Birleşmiş Milletler Topluluğu 1986 Yılında “Sağlıklı Bir Çevrede Yaşam Hakkı” nın “Evrensel Tüketici Hakkı” olduğunu da karar altına almıştır. 1970‘li yılların ikinci yarısından itibaren, 5 Haziran’da yapılan konferansın önemine istinaden, bu konferansta alınan kararların bir anlamda çevre koruma alanında milat olması gerçeğinden hareketle, konferansın toplandığı tarih olan 5 haziran günü, DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ ilan edilmiştir. 
Stockholm‘den bu yana, dünyada ve ülkemizde bir dizi değişim yaşanmış, ancak değişmeyen olgu çevre sorunlarının kendisi olmuştur. Küreselleşmenin yansımaları doğal varlıklar, çevre ve insanlık üzerinde yeni bir kâbus yaratmıştır.
18. yüzyılda başlayan sanayi devrimi, insanoğlunun doğayla olan ilişkilerinde köklü bir değişimi de beraberinde getirmiştir. Sanayileşme-kentleşme süreçlerinin yarattığı yoğunlaşmış çevre kirliliği sorunlarıyla tanımlanabilecek bu ilişki, 20. yüzyıla gelindiğinde ne yazık ki artık küresel ölçekte bir çevresel krize dönüşmüştür. 
Azgelişmiş ülkelerin birçoğu, başta Afrika ülkeleri olmak üzere açlık ve barınma sorunu ile karşı karşıyadır. İklim değişikliğinin yarattığı doğal felaketler su, toprak, orman gibi doğal varlıkların tahribini hızlandırırken, bir yandan da bu varlıklara bağımlı insan neslini kıtlık ve açlık sorunu ile yüz yüze getirmiştir. Bu durumda, gıdasız, susuz kalan milyonlarca insan ya ölümü ya da göç seçeneğini tercih etme durumunda kalacaktır. 
Dünya da ev Ülkemizde bir başka felaket ya da tehlikeli gidiş de, ekilebilir toprakların imara açılması, aşırı bilinçsiz ve ölçüsüz kullanılan kimyasal gübreler ve zararlılarla mücadele ilaçlarının etkileridir. Nüfus artışının ve düzensiz kentleşmenin en çarpıcı ve dramatik sonucu yoksulluk, açlık ve barınma sorunudur.
Bugün dünya nüfusunun yaklaşık %80‘ini oluşturan azgelişmiş ülkeler dünya gelirinin yalnızca %15‘ini alırken bu durumun 'sürdürülebilir kalkınma' gibi kavramlarla açıklanmasının hiçbir inandırıcılığı yoktur. Çünkü tüketim mallarının %85‘i zenginler tarafından üretilmekte ve enerjinin de %75‘i zenginler tarafından kullanılmaktadır.

Açlık, susuzluk, işsizlik ve iç göç toprakları çölleşen bir ülkenin temel sorunlarıdır. Kırsaldan kente göç beraberinde tarımsal üretimde azalma ve kentlerde yoğun işsizliği getirmektedir. Bunun sonucunda ülke genelinde işsizlik artmakta, gelir dağılımındaki adaletsizlik artmakta, çarpık kentleşme,çevre kirliliği,doğal kaynakların aşırı kullanımı ve tahribi gündeme gelmektedir.
Çevre Sorunları , Türkiye ve Gelecek.... 
Türkiye‘de de çevre katliamları engellenemeze bir hale gelmiştir. Ülkemizin yer altı ve yer üstü kaynakları talan edilmeye devam etmektedir. Özellikle AKP hükümetleri döneminde nükleer santraller, hidroelektrik santralleri, köprü, otoyol ve havaalanı gibi projelerle, ülkemizin cennet köşeleri tahrip edilip derelerimiz ve ormanlarımız kuruma, denizlerimi ise kirlenme ile karşı karşıya bırakılmaktadır.

İnsan yaşamını hiçe sayıp sadece rantı ön plana bırakan bu anlayış Nükleer Santral, Köprüler, Hesler, Havaalanı yapmak için milyarlarca ağacı keserek, derelerin kurutulmasını ve denizlerin kirletilmesine sebep olmaktadır. Bu nedenle milyarlarca yılda meydana gelen doğal denge bir daha geri dönülmez hale getirilerek sadece insanlığın değil tüm canlıların ve bitkilerin yaşamlarını tehlike sınırına dayanmaktadır.
Uygulamalar sonunda önümüzdeki yıllarda özellikle büyük yerleşim alanlarında insanların temiz hava, içilebilir su ve güvenli gıdaya ulaşmaları bir hayli zorlaşacaktır. Ülkemizde sermaye çevreleri, iktidar ve yerel yönetimler çevreleri katliamında uyum içinde, çalışarak yıllar boyunca talan ve yağmaya göz yummuşlardır. Çevre sorunlarına ilişkin politika yoksunluğu ve yasal karmaşa, denetim ve yaptırım eksikliği gibi sorunlar; doğal olay olan depremlerin katliama, yağışların sel felaketlerine, yanlış yerleşim politikalarının rant kavgalarına, çöp dağlarının bombalara dönüşmesine neden olmaktadır. 
Çevre alanında, doğal varlıklarımızın korunması ve gelecek kuşaklara taşınması, bir insanlık sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır..
 
Değerli Tüketiciler, çözüm yolunda da son sözü insanlığın söyleyeceği açıktır Dünyada ve ülkemizde uygulanan doğa ve çevre katliamlarına hep beraber dur demeliyiz doğa ve çevre katliamcılarına karşı örgütlü ve güçlü bir şekilde karşı çıkmamalıyız.
Saygılarımızla,

TÜKERTİCİYİ KORUMA DERNEĞİ
(TÜKODER)
MERKEZ YÖNETİM KURULU

TÜM YAZARLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.