Dünyadaki çoğu halkın tarihinde 19. yüzyıl devlet kurma fikirlerinin güçlendiği ve bölünmüş toprakların birleştiği bir dönem gibi görünmektedir. Azerbaycan için bu yüzyıl bölünme, yabancılaşma ve işgal dönemiydi. 1813 Gülistan ve 1828 Türkmençay antlaşmaları sadece diplomatik belgeler değildi; tüm bir halkın ruhunda çizilmiş sınırlardı. Bu sınır ulusal hafızada da kültür, dil ve akrabalık bölünmesi olarak yaşandı. Güney Azerbaycan'ın bin yıllık kültürel beşiği olan güney her zaman onlar için bir kaynak olmuştu ancak bu kaynak zorla kapatıldı. İkiye bölünmüş bir halka yabancı eller uzandı.
Halkların siyasi kaderi edebiyatlarını derin izlerle şekillendirir. Bazen bu kader tüm bir halkı ikiye böler; sınırlar çizilir, diller bölünür ve hafıza yaralanır. Edebiyat bu bölünmenin en güçlü tanığı ve ifadesi haline gelir. Bu bağlamda Güney Azerbaycan edebiyatının sadece İran içinde değil aynı zamanda dünyada benzer deneyimler yaşayan halkların edebi mirasıyla karşılaştırılarak da incelenmesi gerektiğine inanıyoruz. Azerbaycan edebiyatı yüzyıllar boyunca çeşitli sosyo politik ve kültürel ortamlarda gelişen ve zenginleşen bütün bir mirastır. Bunun ayrılmaz ve önemli bir dalı da Güney Azerbaycan edebiyatıdır. Bu edebiyat coğrafya, tarih ve maneviyat açısından aynı kaynaklardan beslenmiş ve Azerbaycan halkının kültürel hafızasına eşsiz katkılarda bulunmuştur. Ancak ne yazık ki bu zengin miras henüz yeterince incelenmemiş ve araştırılmamıştır. Yazılmamış birçok sayfası ve keşfedilmemiş konusu vardır.
Güney Azerbaycan edebiyatı çeşitli tarihi aşamaların zorlu sınavlarından geçmiştir. Çarlık Rusyası ile Kaçar dönemi arasındaki sınır ayrılıkları, Pehlevi döneminin ağır asimilasyon politikası veya İslam devrimi sonrası ideolojik kısıtlamalar olsun bu edebiyatın kaderini etkilemeden geçmemiştir. Tüm bunlara rağmen Güney Azerbaycan'ın entelektüelleri, şairleri ve yazarları ulusal ruhu, anadil sevgisini ve özgürlük ideallerini korumayı başardılar. Yarattıkları eserler sadece edebi örnekler olarak değil aynı zamanda ulusal ahlaki direnişin bir ifadesi olarak da değerlidir. Ancak bu mirasa ilişkin sistematik araştırmaların azlığı ve eksikliği dikkat çekicidir. Birçok yazarın eserleri, basın örnekleri ve folklor örnekleri hala arşivlerin tozlu raflarında kalmaktadır. Bu sadece edebiyat eleştirmenlerine değil aynı zamanda halkın genel ahlaki hafızasına da bir borçtur. Çünkü incelenmemiş edebiyat unutulmuş tarih demektir. Unutulmuş tarih ulusal kimliğin zayıflamasına yol açabilir.
yüzyılın ortalarından itibaren Güney Azerbaycan edebiyatı iki yönlü bir etki altında şekillendi. Bir yandan fars şovenizminin asimilasyon politikası diğer yandan Sovyet Azerbaycan'dan ayrılma bu bölünme sadece siyasi coğrafyada değil insan bilincinde de bir sınır yarattı. Güney Azerbaycanlı şairler için dil hem bir mücadele aracı hem de ulusal kimliğin son sığınağıydı. Ancak bu acının güney edebiyatının kendisinde farklı aşamalarda ifade edildiğini unutmamak gerekir. 1920'ler ve 40'lar arasında sandık edebiyatı dönemi yani kapalı ve sansürlü şiir ile düzyazı dille nefes alabileceği gizli bir yer arıyordu. Rıza Şah'ın dil yasağı politikası Azerbaycan Türkçesini evlerde saklı bir kültüre dönüştürdü. Ancak bu gizli kültür güçlü kökleri nedeniyle yok olamadı.
Edebiyat siyasetin yapamadığı görevi üstlendi. Güneyin acısı şiirde, romanlarda ve gazetecilikte yaşıyordu. Sovyet edebiyatının önde gelen yazarları eserlerinde Tebriz motiflerini kullandılar. Şehriyar'ın Heydarbaba'ya Selam şiiri kuzeyde okunduğunda bölünmüş bir halkın hafızasına bir kıvılcım gibi düştü. Bahtiyar Vahabzade'nin Gülistan şiiri siyasi sınırların şiirsel kınamasını ortaya koydu. 1941'de Sovyet birliklerinin İran'a girmesiyle Azerbaycan halkının tarihi kaderinde yeni bir aşama açıldı. Uzun yıllar birbirinden ayrı kalmış Araz Nehri'nin iki yakasındaki insanlar arasında ilk kez canlı iletişim kuruldu. Bu sadece siyasi bir olay değil aynı zamanda ulusal hafızanın uyanışıydı.
1946'da ulusal hükümetin çöküşü ve Pişevari'nin trajik sonu güney edebiyatında yeni bir aşama açtı. Binlerce aydın, yazar ve şair kuzey Azerbaycan'ına göç etti. Bu göç sadece siyasi değil aynı zamanda edebi ortamın da kaderini değiştiren bir olaydı. Şiirleri milli özlem, sürgün, bölünme ve aynı zamanda umudun şiirleriydi. Güneyli şairler şiirlerinde sürekli olarak güney temasını gündemle tutarak bunu kuzeyli okuyucunun milli hafızasına dönüştürdüler. Güney edebiyatının en önemli özelliklerinden biri de kültürel direniş edebiyatı olmasıdır. Şairler için yazmak sadece estetik bir eylem değil aynı zamanda ulusal varlığı korumanın bir aracıydı.
Profesör Yaşar Garayev'in haklı olarak belirttiği gibi bu millet bugüne kadar siyasi sloganlarla değil şiirle birleşmiştir. Araz Nehri toprakları ayırsa da şiir kalpler arasındaki araz olmamıştır. Bu edebi damarların kesilmesiyle bir milletin felci meydana gelebilirdi ama bu damarlar yaşamaya devam etti. Dergimizin sayfalarında Güney Azerbaycan edebiyatını genel halka tanıtmanın Azerbaycan kültürünü bir bütün olarak güçlendirmeye hizmet edeceğine inanıyoruz.
Anahtar Kelimeler: Hacı Beytullah Mutlu kimdir, Parvane Mammadli makaleleri nelerdir, Güney Azerbaycan edebiyatı tarihi nedir, Ulduz dergisi mart sayısı içeriği nedir, Şehriyar Heydarbaba şiiri önemi nedir, Azerbaycan edebiyatında bölünmüşlük teması nedir,
Meta Özeti: Hacı Beytullah Mutlu ve Parvane Mammadli kaleminden Güney Azerbaycan edebiyatının tarihi süreci, bölünmüşlük acısı ve edebi direnişin köklü hikayesi anlatılıyor.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.