Tarih: 21.03.2022 09:48 Güncelleme: 21.03.2022 09:48

Mehmet ERDİL

Helalleşme Bir Tuzak Olsa da!

Ana muhalefet lideri Kılıçtaroğlu’nun, çoktandır dillendirdiği toplumun her kesimiyle “helalleşme” konusu, kim ne derse desin, kim ne düşünürse düşünsün takdire şayan bir projedir!

Velev ki kendisine ait olmasın!


Üstelik helalleşeceği kesimleri de tek tek saymış;


İkna odalarındaki başörtülü kızlarımızla!
28 Şubat’çıların mağdur ettikleri kesim ile vs…Demiş.


Çoğunluğu inancından ötürü mağdur edilmiş kesimler!



Ben bu projelerini alkışlıyorum…



Kedi hacca gideceğinden farelerle helalleşmek için onları davet etmesi hikayesi gibi görsem de!


Bir sonuç çıkmayacağını bilsem de!


Yine bir kandırmaca olacağını anlasam da!

Mütedeyyin kesimin itibar etmeyeceğini tahmin etsemde!

Diyarbakıra gidipte o şanlı annelerin yanlarına gitmediğinin anlamını bilsem de,



Ben bu barış dilini çok sevdim…!

Ben bu barış dilinin yalanını bile sevdim!



Daha başlar başlamaz, İ.B.B. den 14 bin işçiyi çıkarıp yerine 45 bin kişi almalarının tazeliğinin üzerinde dumanı tütse de olsun!



Alkışladım…



Bu helalleşme öyle ki;

Mağduriyetlerin failleri olanları bile ümitlendirmiş!


İşe bak…!



28 Şubat’ın öncülerinden eski General sonra er olan bir Generalin eşi olan hanımefendinin Kılıçtaroğluna;

Generallerle de helalleşecek misin? Demesine çok şaşakalmıştım!


Ama ben hanımefendinin bu talebinde kayda değer şu yanı görmüştüm!


Eşine olan sevgisini!


Ben işin bu yanını takdir ettim!



Adamların eşlerine bak, birde bizim eşlerimize… dedim, içimden.



Kederde ve sevinçte bir olmak,
Aynı yastıkta kocamak,
Bence sevda! bu olsa gerek.!



Eşleri cezaevlerine topluca girmelerine müteakip, onlarda, aile etrafları ve yakınlarından oluşan takribi üç yüz kadar kişiyle o günleri hatırlayın topluca hemen Anıtkabir'e koşmuşlardı.



Ben, en çokta medyanın bu mütevazi kalabalık için 'on binleri buldu' haberini anlayamamıştım!

Sonra bizim Osman; o abartılı rakam da medyanın onlara kıyağı demişti, fakat eşlerin Hasdal yerine neden Anıtkabir'i seçmiş olduklarını hala anlayamamıştım!



O günlerde haberlere pür dikkat kesilen eşim, 'Ben onların duygularını sanki anlayabiliyorum, demişti, hüzünle ve;



-Y.A.Ş seni atıp ve sen gurbete çalışmaya gittiğinde, ben de çocuklarımla Anıtkabir'e, pardon! babamın evine döndüğümde, ilk ziyaretimize gelişin 5 ay sonra olmuştu!


Ayrılık ne zor bilemezsin... demişti.

Kadınlarımızın yüreği yumuşak oluyor, biraz dokunsan gözleri yaşarıyor!



Ama bu hanımefendilerin yürekleri, 30 yıldır Y.A.Ş kararlarıyla yılda iki kez T.S.K dan yargısız, sorgusuz sualsiz sadece inançlarından ötürü atılan yaşzede eşleri için bir kez olsun çarpmadı ve empati yapmadı, yürekleri yumuşamadı!


Her zaman kadınlara sonsuz güvenim ve hürmetim olmuştur.



Çok erkekten daha erkek, daha dik, daha saygın, daha güvenilir olduğunun inanılmaz bir itimadını yüreğimde taşırım.



Ama kastettiğim bu hanımefendi gibiler asla değil!

Bunların ki sevgi olamaz.

Bunların ki;

Kayıp giden saltanatları…



Ama haklı haksız bakmadan hep eşlerinin yanlarında olmaları, meydanlara çıkmaları örgütlenmeleri vs.


Bu yönlerini tebrik ederim!


Bizim kadınlarımız ise bizim mağduriyetimizde dört duvar arasında sadece oturup ağladılar, el açıp dua ettiler.



İşte bu hanım efendilerden birinin;
-Generallerle de helalleşecek misin, sorusu Koca Ragıp Paşanın şu meşhur sözünü aklıma getirdi;

Mağdurun kim deseler gaddar kendin gösterir

La havle ve la kuvvete…


TÜM YAZARLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.