Mustafa KAPLAN
İki Sokak Ötedeki Evin Hayaleti 2.Bölüm
Karı koca ertesi gün erkenden devlet hastanesine gidip, bir psikiyatri uzmanıyla görüştüler... Doktor, tahmini elli beş, altmış yaşlarında, pamuk gibi bembeyaz saçları olan, babacan görünümlü biriydi... Her ikisine, eliyle karşılıklı konulmuş koltukları işaret ederek; oturmalarını söyledi...
Gözlerini ikisinin üzerinde biraz gezdirdikten sonra Ahmet'e dönüp ne gibi şikâyetleri olduğunu sordu...
Ahmet:
-Sormayın hocam... İnanın nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum! Diyerek, bir kaç içinde yaşadıklarını tüm teferruatıyla anlattı... Ahmet’i can kulağıyla dinleyen doktor; bir kaç testten sonra Selma'ya daha önceden böyle şeyler görüp görmediğini sordu.
Selma:
İlk defa başıma geliyor hocam. Küçüklüğümden bu yana böyle şeyler ne duydum nede yaşadım.
Doktor:
Şimdi sana bir iki ilaç yazacağım. Kullan, haftaya yine gel. Duruma göre bakar, bir değerlendirme yaparız...
Bu arada, reçeteyi yazarken de, her ikisiyle sohbetini sürdürmeyi ihmal etmedi.
Ahmet’ten oturduğu evin nerede olduğunu öğrenen doktorun birden çehresi değişti... Kendi kendine konuşur gibi:
Allah Allah..! Bundan öncede oturduğunuz evle ilgili bazı söylentiler kulağıma gelmiş; ama inanmamıştım...
Ahmet heyecanla:
Ne duydunuz hocam. O evle ilgili ne gibi bir sır olabilir. Ne var o evde?
Doktor biraz düşündükten sonra Ahmet'e bakıp sözlerine devam etti.
-Söylentilere göre o evde tahminen on altı, on yedi yaşlarında bir kızcağız katledildi... Töre cinayeti yani... Öldürenler de kızın abisiyle amcasının oğlu... Yine anlatılanlara göre, evin sahibi bilinmeyen bazı nedenlerden dolayı o binayı emlakçıya verip; kendisi de ailesiyle birlikte Tarsus'a gidip yerleşmiş... O uğursuz olaydan sonra evi kiralamak isteyenler veya almak isteyenler bir aydan fazla duramayıp gittiler...
Ahmet:
-Peki, sebep nedir? Onları kaçırtan şey ne olabilir ki?
Doktor:
-Güya o evde bir takım paranormal olaylar yaşanıyormuş.Gülerek,'Hay aksi..! 'Ben de kalkmış, size neler anlatıyorum..! 'Ama siz bu hurafelere pek de itibar etmeyin. Şahsen ben inanmam; size tavsiyem, siz de inanmayın!
Hastane çıkışı Ahmet; Selma’ya,
-Gel aşkım, bugün sana Mersini gezdireyim... Nasıl olsa yarın tatil... Hem gezip dolaşmak sana iyi gelecektir... Bir müddet deniz kenarında yürür, yorulunca da gider bir restoranda; karı koca baş başa yemek yeriz.
Selma gülerek,'Tamam haydi öyle yapalım kocacığım 'deyip Ahmet'in koluna girdi...
Akşam eve geldiklerinde hava epey kararmıştı. Kapıyı açıp eve girdiler.
Selma:
-Amma gezmişiz...Yorgunluktan düşüp bayılacağım nerdeyse..!
Ahmet:
-Al benden de o kadar..!
Selma:
-Bu yorgunluk deliksiz bir uykuyu kaçınılmaz yapar şimdi.
Ahmet:
Meğer karım bir filozofmuş da bilememişim diyerek gevrek gevrek güldü...
O gece karı koca epey sohbet ettikten sonra pijamalarını giyip yatağa girdiler... O ana kadar anormal herhangi bir durum yaşanmadı...
Yorgunluktan olsa gerek, yatağa girer girmez, derin bir uykuya daldılar...
Yatalı epey olmuştu. Birden yatak odasının kapısı iki defa şiddetli bir şekilde vuruldu...
Karı koca ikisi yataklarından fırlayıp; korku dolu gözlerle birbirlerinin yüzüne baktılar...
Ahmet:
-Dış kapıyı kapatmamış mıydık?
Selma:
Kapattık biliyorum ama..!
Ahmet kapıyı yavaşça açıp, mutfakta büyükçe bir bıçak alıp; dış kapıya yöneldi.
Selma arkasından,
-Ahmet dikkatli ol! Fazla uzaklaşma... Çok korkuyorum.'
Korkma!'dedi Ahmet.
-Dışarı bakıp hemen dönerim.
Selma çarpan kalbinin üstüne elini koyup Ahmet’in dışarıya çıkışını izledi...
Dışarıda başı boş dolaşan bir iki köpekten başka ortada kimsecikler yoktu... Ahmet binanın etrafını bir iki defa turladıktan sonra dış kapıya doğru yürümeye başladı.
Birden Selma’nın attığı korkunç bir çığlık; Ahmet'in aklını başından aldı adeta... Binanın dış kapısına doğru hızla koşarak seslendi.
-Selma geliyorum korkma..! Bak yetiştim işte...
Karısının yüzü o günkü gibi bembeyazdı yine... Korkudan fal taşı gibi açılmış gözlerle duvardaki sabit bir noktaya hipnotize olmuş gibi bakıyordu...



