Ebru Öztürk
İlk Uluslararası Çalıştayla Yakılan Çoban Ateşi
Seneler geçti; seneler… Masallarda anlatılır, bir varmış bir yokmuş diye. Hakikaten nereden nereye geldik ama bunlar tabii kısa bir sürede olmadı. 2001 neresi, 2026 neresi… Çeyrek asır yaşlanmışım; bir uluslararası çoban ateşi yaktırmak için… Ama olsun. Ağustos böceği karınca masalındaki karınca gibi; küçük küçük yapılandırdık… Kısa süre bizimle çalışanlar da oldu, uzun süre çalışanlar da… Üye olanlar da oldu, olmayanlar da… Destek verenler de oldu, izleyici olanlar da… Ama önemli olan sonuç arkadaş; önemli olan olumlu sonuç…
Bir varmış bir yokmuş. Ebru diye epilepsi nöbetleri çocukken yok denecek kadar az olan bir çocuk varmış. Liseden sonra tam olarak hastalığını öğrenip, her geçen gün hastalığı daha kötüye giden bir kız varmış. Bu kız İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesine giderken hastalığı iyice artmış ve Ebru üniversiteden ayrılmak zorunda kalmış… Hayatında tek hayali olan üniversiteden ayrılınca, evde boş boş otururken her gün daha kötü olmuş ve hastalığından dolayı 3,5 yıl evden dışarıya ekmek almaya çıkması bile yasaklanmış… 3,5 yılın sonunda 3 hafta yatalak olmayı da tadınca doktorlar her şeyi yaptıklarını, yapacaklarının sona erdiğini söyleyerek onu göndermişler… Sonra bir doktor MR’da bir şey fark etmiş ve Ebru bir ameliyatla iyileşmiş… Ve demiş ki; ben bile iyileşirsem dünyadaki herkes iyileşir.
2001’de doktorlar beyin ameliyatı geçiren kişiler için psikoterapi grubu oluşturmuş. Orada ameliyat olan kişiler sürekli ben iyileştim ama bu saatten sonra ne yaparım, bir şey yapamam diyorlarmış. Ebru da dene, sen de yaparsın diyormuş. Doktorlar bunun üzerine hadi Ebru sen bir dernek kur demişler. Ebru yola çıkmış ama dernek nasıl kurulur, kaç kişiye ihtiyaç var, mevzuat nedir; hiçbir şey bilmiyormuş. Tek bildiği yapabilirim deyip kendisine güvenmesiymiş. Oysa herkes ona yapamazsın, ekonomik destek yoksa eline yüzüne bulaştırırsın, o kadar kolay mı sanıyorsun, dünyayı sen mi kurtaracaksın diyormuş…
Masal işte… Destek olan kişiler varmış ama herkes kısa sürede sonuç almak istiyormuş… Oysa önce sonuç almanın kolay olmadığını öğrenmeleri gerekiyormuş… Aynı büyük holdinglerin, büyük liderlerin, büyük ülkelerin başarılı geçmişlerinin hep yılmadan çalışmak olduğu gibi…
İşte bu çalışmalar önce ilçe, sonra il, sonra ülke bazında, daha sonra uluslararası platforma kadar ilerlemiş… Çünkü birisine yaslanmadan ilerlemenin yegâne sonucunun başarı olduğunu biliyormuş…
Bazen ütopya denen şeylere farklı açıdan bakınca onun ütopya değil, mücadele olduğunu bilmek gerekirmiş… Tabii ki kabağa dokununca araba olmuyor ama ütopya gibi görünen ama uğraşınca oluşum yaratılanlar da olumlu sonuçlanabiliyor… Demek ki önemli olan Iceberg’e nereden bakıldığıymış…
Bazen masal gibi görünen şeylerdir hayat… Hayat; mücadele etmeden tekdüze giden, hiçbir şey bu dünyaya bırakmadan sadece nefes alıp yemek yiyip fizyolojik ihtiyaçları karşılamak için gelinen yer olursa, Ağustos böceğinin yazın yaptığını hayatın boyunca yaparsan, ne emek harcayıp emekli ne de mücadele eden lider olursun. Öldüğün gün çekirdek ailenden başka kimse olmaz seni hatırlayan…
Unutmayalım, 15 Mayıs 1919’da itilaf devletleri gemileri bu ülkeyi işgal ettiğinde, sarı saçlı mavi gözlü bir adam geldiği gibi giderler demişti. Ne masaldı ne ütopya… Topluma inanmak, kendine güvenmek ve müdahalede ön safta kendini siper eden liderlikti bunun adı. Sonra bu mücadeleyi kadın tarafında Türkan Saylan’da gördüm… Cahit Külebi’nin şiirde dediği gibi;
Bu millet, bu büyük millet yüzyıllar boyunca geri kalmış,
Bu yurt, bu güzel yurt bizim yurdumuz, her yerinden yaralar almış,
Dedin ki bu güzel savaşmalı, kurmak için yeniden,
Bilgiyle, inançla, coşkuyla…
Öğün, çalış; güven,
Sana borçluyuz ta derinden
Biz de 25 yıl önce dedik ki, bugüne kadar bazı şeyler yapılmışsa bundan sonra da yapılır… Çad, Fas gibi yerlerde bile yapılan ama ülkemizde hâlâ başlanmayan şeyler nasıl mı olur? Çalışmak yerine çok çalışmakla olur… Aynı şiirdeki gibi daha çok şeyler başaracağız; bilgiyle, inançla, coşkuyla…
28 Mart sadece milat tarihi. Masalların bazen gerçeklerle karıştığını anlayacaksın. Olmaz mı diyorsun, olacak. Milat ile birlikte bir kartopu yuvarlanacak. Bakalım onun büyüme hızını birlikte ne kadar ve ne hızda göreceğiz… Çünkü başarı, küçük bir kartopunun sabırla yuvarlanıp büyüyerek sonunda bir çığa dönüşmesi gibidir. Bu masalın çok daha güzelini, çok daha fazla kişiyle, çok daha kısa sürede birlikte izleyeceğiz ve izleteceğiz. İzlemek isteyenlere sahne 28 Mart Cumartesi 09.00’da başlıyor. Oyunun adı mı? Çığ etkisi.
Anahtar Kelimeler: ebru öztürk yazıları, kişisel mücadele başarı hikayesi ilham veren yazı, epilepsi sonrası yaşam mücadelesi ve başarı, azim ve kararlılıkla hedefe ulaşma, bireysel gelişim ve toplumsal fayda hikayesi, çığ etkisi başarı metaforu ve liderlik, motivasyon yazıları ilham veren gerçek hayat öyküsü, çalışarak başarıya ulaşma süreci,



