Kozmik Pusula
Kur'an; kâinatı öğrenip, ona göre rotanızı belirmeniz için elinize verilmiş İlahi bir pusuladır.
Bu öyle bir pusuladır ki; sadece vicdanın derinliklerine değil, atomun çekirdeğinden galaksilerin raksına kadar her yere ışık tutar.
Kur'an, kuru bir kanun metni değil; şu kâinat denilen devasa kütüphanenin fihristi ve tercümanıdır. İnsan, bu dünyada rotasız bir gemi gibi dalgalara kapılmasın diye, İlâhî irade ona hem pusulayı (akıl) hem de haritayı (Kur'an) vermiştir.
Varlık Okuması: Kur'an, bize sadece "oku" demez; neyi, nasıl okuyacağımızı öğretir. Yıldızları birer "nûr", güneşi bir "lamba", geceyi ise bir "örtü" olarak tarif ederek, maddeyi mânâya bağlar.
Denge (Mizan): Kâinattaki muazzam nizamı nazara verir. Gökyüzüne bakıp "bir kusur görebiliyor musun?" diye sorarken, aslında insanın kendi iç dünyasındaki nizamı da o kozmik dengeye göre kurmasını ister.
Aynalık Vazifesi: İnsan, kâinatın bir küçük örneğidir (mikrokozmos). Kur'an, kâinattaki her bir ayeti insanın kalbine yansıtır. Dağların heybetinden sabrı, yağmurun rahmetinden cömertliği öğrenen insan, rotasını "Ahlâk-ı İlâhî"ye kırmış olur.
Sonuç: Sahil-i Selamete Varış
Bu ilâhî kılavuzun rehberliğinde belirlenen rotanın sonu, marifetullah (Allah'ı tanımak) ve muhabbetullah (Allah'ı sevmek) limanıdır. Kâinatı bir "sergi", kendini bir "seyirci", Kur'an’ı da bir "rehber" olarak kabul eden yolcu için artık karanlık diye bir şey yoktur.
"Kâinat bir şeceredir (ağaçtır), meyvesi insandır. Kur’an ise o ağacın programı ve o meyvenin saadet anahtarıdır."
Netice itibarıyla; elinde bu kılavuz olanın ufku daralmaz, rotası şaşmaz. Yıldızlar ona yol gösteren birer meşale, hadiseler ise onu kemâle erdiren birer rüzgâr olur. Gemisini bu kılavuza göre yürüten, fırtınalı dünya denizinden sahil-i selamete (esenlik kıyısına) ulaşacaktır.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.