Mustafa KAPLAN
Nemrutlar Ve Şakşakçıları
Nisa 168. Ayet
Evet, o inkâr edenleri ve zulmedenleri Allah ne bağışlayacak ne de onlara bir kurtuluş yolu gösterecektir.
“Tasvip etmiyorum” demek, kınama kelimesinin en hafifidir. Adeta zemzemle yıkanmış, en politik şeklidir. “Ne şiş yansın ne kebap” anlayışının ardına sığınılan bir istinat duvarı gibidir. Menfi bir fiil işleyen fail ya da faillere yöneltilmiş en nazik, en dostane uyarı gibi görünür. Fakat bu hâlet-i ruhiyeden intişar eden bu sözler, çoğu zaman uyarıyı yapan kişinin muhataplarının gözünde şirinliğini kaybetmeme çabasından ibarettir.
Bu sözsel eylem aynı zamanda diğer muhalif kesimi de gücendirmeme politikasının bir ürünüdür. Buna ister takiyye deyin ister riyakârlık. Her iki hâlet-i ruhiye de zaten bu tavrı sergileyen kişinin karakteristik yapısında gizlidir. Bir yandan tasvip etmediğini söyleyerek vicdanını rahatlatır, diğer yandan karşı kesime dönüp “Bakın işte, ben de kınadım” deme fırsatını yakalamak ister.
Yani bu tavır, “Ne şiş yansın ne kebap” deyiminin ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Riyakârlığın içine gizlenmiş bir anlatıdır. Muhataba aslında şunu söylemektedir.
“Keşke yapmasaydın. Öyle daha iyi olurdu. Ama neyse.”
“Neyse” kelimesiyle dostluğun üstü örtülür. “Neyse” demekle verilen mesaj şudur.
“Dostluğumuz baki kalsın.”
Bu kelime bir illüzyon değil midir? Hem yapana hem de yapana muhalif olana aynı anda şirin görünme taktiği değil midir?
Bugün dünya, Donald Trump ve Benjamin Netanyahu gibi güç sahiplerinin politikaları ve zulüm tartışmalarıyla çalkalanırken yalnızca “tasvip etmiyorum” demek, zalimleri cesaretlendirmek değil midir?
İslam ülkelerine bakın. Onca katliam, onca zulüm yaşanırken sessiz kalmaları, teorik de olsa bu zulme bir katkı sunmuyor mu?
Oysa Allah zalimleri sevmez. Allah’ın sevmediğini sevmek, O’nun emrine karşı gelmek değil midir?
Bu suskunluk, insanın üzerine “dilsiz şeytan” sıfatını yapıştırmaz mı?
Her ortaya çıkan menfi fiil karşısında yalnızca “tasvip etmiyorum” demek yahut siyasi gerekçelerle bu kelimenin arkasına sığınmak, gün gelir o kınamayı yapacak mecali de ortadan kaldırmaz mı?
Çünkü zalimden kimseye ne dost olur ne de post.
Tıpkı Akrep ile Kurbağa hikâyesinde olduğu gibi.
Akrep kurbağaya yalvarır.
“Kardeşim, beni sırtına al da suyun karşı tarafına geçireyim.”
Kurbağa merhamete gelir ve akrebi sırtına alır. Suyun ortasına geldiklerinde akrep kurbağayı sokar.
Can çekişen kurbağa sorar.
“Bunu neden yaptın?”
Akrep cevap verir.
“Kusura bakma kurbağa kardeş. Bu benim doğamda var.”
Zulüm de zalimin doğasında vardır.
Unutulmamalıdır ki dünyayı zulümle yönetenler ilhamlarını mazlumların sessizliğinden alırlar. Bu sessizlik ise mazlumları mazlum olmaktan çıkarır, onları zulme müstahak dilsiz şeytanlara dönüştürür.
Bir zamanlar zalim bir kral, işgal ettiği ülkenin ileri gelenlerini huzuruna çağırıp sormuştu.
“Ben adil bir kral mıyım, yoksa zalim mi?”
Yaşlı bir adam ayağa kalktı ve şöyle dedi.
“Sen ne adilsin ne de zalim. Zalim olan biziz. Çünkü Allah seni başımıza zulüm olarak gönderdiyse bunda bizim de payımız vardır.”
Yazar: Mustafa Kaplan
Anahtar kelimeler: Mustafa Kaplan Nemrutlar ve şakşakçıları köşe yazısı ne anlatıyor, tasvip etmiyorum demek neden eleştiriliyor, İslam’da zalime sessiz kalmak günah mı, dilsiz şeytan ne demek İslam’da, Donald Trump ve Netanyahu politikaları neden tartışılıyor, zulme sessiz kalmak neden eleştiriliyor, Akrep ve Kurbağa hikâyesinin anlamı nedir, Kur’an Nisa 168 ayeti ne anlatıyor, zalimlere karşı susmak doğru mu, İslam ülkeleri zulme neden sessiz kalıyor



