Ulaş Salih Özdemir
Osmanlılar, Anadolu Selçuklu Devleti döneminde bu devlete bağlı bir uç beyliği iken, devletin dağılmasıyla Anadolu’da ortaya çıkan diğer beyliklerle birlikte tarih sahnesine çıkmış oldu.
Coğrafi konumu, Osman Beyliği’nin dinamik yapıda tutmaktaydı. Bizans’a komşu olmak ve sürekli savaş tehdidi altında bulunmak,Osmanlı Beyliği’ni hızlı bir gelişme sürecine sokmuştur.Sürekli mücadeleyi gerektiren koşullar,’’gaza’’ve ‘’gazilik’’ dinamizmi,Osmanlı Beyliği’ni ,diğer beyliklerden daha hızlı gelişmesi sonucunu doğuruyordu.[1]
Daha küçük olmasına rağmen, dinamik ve fetihçi bir karaktere sahip olan Osmanlı Beyliği, gelişimini hızla sürdürmüş ve 1299 yılında Bilecik’i fethetmiştir. Beyliğin başında bulunan Osman Bey’in bu başarısı,A.Selçuklu hükümdarı (III. Alaeddin Keykubat) tarafından çok olumlu karşılanmış ve Osman Bey’e ,bağımsızlığın nişanesi olarak bir takım hediyeler gönderilmişti.Böylece,fiilen bağımsız olan Osmanlı Beyliği’nin,merkezi yönetimle arasındaki kurgusal bağımlılığı da sona ermiş oldu.[2]
Osmanlı devleti, kendinden önceki Müslüman-Türk devletlerinin devamı olarak tarih sahnesine çıktığı için , kurum ve kurallarını oluştururken önceki devletlerin (özellikle A.Selçuklu Devleti’nin)büyük ölçüde etkisi altında kalmıştır.Bu nedenle,Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna(diğer İslam devletlerinde olduğu gibi),İslami esaslar hakimdir.İslam hukuku(şer’i hukuk), Osmanlı hukuk sisteminin tamamı demek değildi.
İslam hukuku, devletin temel yasası niteliğindedir Ancak,Osmanlı hukuku sadece İslam hukukundan ibaret değildi.Şer’i hukukun (İslam hukukunun) düzenlemediği alanlara ilişkin olarak padişah koymuş olduğu kurallardan oluşan bir hukuk alanı daha vardı ki, buna ’örfi hukuk’ denilmekteydi.[3]
Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren bağlı bulunduğu dinin icatlarına göre bir hukuk sistemine kabul etmiştir.Buna bağlı olarak gerek cezai, gerekse vergi konuların da bu hukuk çerçevesinde konulan hükümlere göre hareket etmiştir.Şer’i hukuk adını verdiğimiz bu sistemin,nazari olarak her alanda tatbik edildiği göze çarpmaktadır.Ancak bunu yanı sıra bilhassa idare ve teşkilat sahası amme müesseseleri sahasında eski Türk devletlerinden gelen idarecilik geleneği veya fethedilen memleketlerde bazı vergi teşkilat ve usullerinin milli veya örfi denebilecek bir hukuk sistemini de ortaya çıkardığı bir vakıadır.Osmanlı kanunnamelerinde Şer’i hükümlerle birlikte örfi hükümlerinde kullanılması bunu teyit etmekteydi.Mesela Osmanlılarda ahkam-ı şerriye ve kavanin-ı örfiyye tabirlerine birlikte rastlamaktayız.Nitekim Tursun Bey örfü Şer’i at yanında cemiyet düzenini korumak üzere ulul-emrin koyduğu kanun örftür ve örf akli esasa dayanır şeklinde tarif etmektedir.Bununla birlikte şurası da belirtilmelidir ki hiçbir şekilde örfi hükümler Şer’i hukuka aykırı düşünmemiştir.[4]
Osmanlılarca geliştirilen hukuk düşüncesi; eski Türk ve İranlıların devlet ve yönetim anlayışları ile, Kuran’dan ve ilk Müslüman geleneklerinden alınmış olan dinsel hukuk yani şeriat düşüncesinin sentezine dayanmaktaydı. Dinsel hukuk,kişisel davranış ve toplum yaşamı alanlarında ileri derecede gelişmiş ise de,kamu hukuku alanında,özellikle devlet örgütlenmesi ve yönetimi konularında yetersizdi .Osmanlı hukuku,örf-i(sultani) ve şer’i(dinsel) hukuk olmak üzere iki hukuk alanında oluşmaktaydı.[5]



