Osmanlı'dan Cumhuriyet'e: Belgeler, Efsaneler Ve Ekonomik Hakikat
Tarih, çoğu zaman bugünün kavgalarına cephane yapılır. Oysa geçmiş, taraf tutmak için değil; ders çıkarmak için okunmalıdır. Geçmiş kötülenmez, ondan ibret alınır! Son yıllarda Osmanlı’nın son dönem mali yapısı, İkinci Abdülhamid ve Cumhuriyet’in devraldığı miras üzerinden yürüyen tartışmalar da bu gerçeğin canlı bir örneği.
Bir kesim, Osmanlı’nın ekonomik çöküşünü tamamen Cumhuriyet söylemi olarak görüp küçümserken, bir başka kesim aynı dönemi mutlak bir teslimiyet ve ihanet hikâyesine indirgemektedir. Oysa belgeler, bu iki uç yaklaşımın da gerçeği tam olarak yansıtmadığını göstermektedir.
Osmanlı Devleti, askeri yenilgiler, teknolojik geri kalmışlık ve küresel sermaye düzenine geç adapte olmanın bedelini ağır biçimde ödemiştir. 1854’te başlayan dış borçlanma, kısa vadeli çözümler üretmiş ancak uzun vadede devlet maliyesini sürdürülemez bir noktaya taşımıştır. 1875 tarihli Ramazan Kararnamesi, bu sürecin inkâr edilemez sonucudur; Osmanlı Devleti, borçlarını ödeyemediğini ilan etmiştir.
Bu iflas ilanı, çoğu zaman yanlış bir şekilde gelirlerin yabancılara devredilmesi olarak anlatılır. Oysa Ramazan Kararnamesi, doğrudan bir gelir devri değil, ödeme durdurma ve yeniden yapılandırma bildirisidir. Asıl kırılma, 1881’de yayımlanan Muharrem Kararnamesi ile yaşanmıştır. Bu kararnameyle kurulan Düyun-u Umumiye İdaresi, Osmanlı mali egemenliğini ciddi biçimde sınırlandırmış, devletin bazı temel gelirleri alacaklıların denetimine bırakılmıştır.
Burada durup şu ayrımı yapmak gerekir ki Osmanlı’nın tüm gelirleri ve tüm varlıkları yabancılara devredilmemiştir. Ancak devlet, borçlarını ödeyebilmek adına ekonomik hareket alanının önemli bir bölümünü kaybetmiştir. Bu durum, hukuki bir tasfiye değil, fiili bir bağımlılık hâlidir.
İkinci Abdülhamid dönemi de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Abdülhamid, mali açıdan çökmüş bir devlet devralmış, bu enkazı ayakta tutmaya çalışmıştır. Ne var ki bu çaba, ekonomik bağımsızlığın yeniden kazanılmasına yetmemiştir. Borçlanma devam etmiş, imtiyaz sistemi genişlemiş, yabancı sermaye Osmanlı ekonomisinde belirleyici hâle gelmiştir. Bu tabloyu yalnızca bir padişahın şahsına indirgemek de tüm sorumluluğu ondan bütünüyle azade görmek de tarihsel gerçeklikle örtüşmez.
Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda tablo nettir. Sanayisi zayıf, bankacılık sistemi yabancıların elinde, tarımı ilkel ve borç yükü ağır bir ülke. Cumhuriyet kadrolarının sanayi hamleleri, devletçilik politikaları ve yerli bankalar kurma çabası, ideolojik bir tercihten çok tarihsel bir zorunluluktur. İş Bankası’nın kuruluşu, yerli üretimin teşviki ve ekonomik bağımsızlık vurgusu, bu zorunluluğun doğal sonucudur.
Bugün geçmişe bakarken ne romantik bir Osmanlı nostaljisine ne de indirgemeci bir suçlama diline ihtiyacımız var. İhtiyacımız olan şey, belgelerle konuşan, bağlamı gözeten ve bugüne ders çıkaran bir tarih okumasıdır. Çünkü tarih, hamasetle değil hakikatle anlam kazanır. Geçmişi anlamadan bugünü yorumlamak mümkün değildir. Ama geçmişi sloganlara hapsetmek de bugünü aydınlatmaz.
Yazar: Mustafa Kaplan
ANAHTAR KELİMELER: Mustafa Kaplan kimdir, Osmanlı neden battı, Düyun-u Umumiye nedir, Ramazan Kararnamesi nedir, Cumhuriyet ekonomisi nasıldı, İkinci Abdülhamid dönemi borçları, Osmanlı ekonomisi hakkında gerçekler, Mustafa Kaplan yazıları,
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.