Mehmet ERDİL
Şanslı Hayvanların Ülkesi
Olacak şey değil!
Yahu şu ülkenin gelişmişliğine medeniliğine bak, insanların şu insani durumlarına bak, demeden edemedim.
Babası ölen bir kamu görevlisine devletimiz yedi gün resmi izin verirken, İsveç devletinin evcil hayvanı doğum yapan bir kamu görevlisine bir ay izin verdiğini duyduğumda bizim sitedeki bahtsız kediler aklıma geldi.
Şimdi bu İsveçlilere sorsanız kedi babası olarak bilinen sahabelerin büyüklerinden Ebu Hureyre’yi tövbe bilmezler tanımazlar, kedilerle ilgili menkıbelerini yani hikâyelerini hiç duymamışlardır bile.
Peygamberimizin o zaman on yaşlarında olan Said el Hudri’nin ölen kuşu için ona taziyeye gittiğini de bilmezler, duymamışlardır.
Ordu’nun güzergâhı üzerinde yeni doğurmuş bir hayvan için rahatsız olunmasın diye Peygamberimizin Ordunun yolunu değiştirdiğini ve başına da bir nöbetçi bırakıldığını da duymamışlardır.
Dağlara yiyecekler koyun İslam diyarında hayvanlar aç kaldı denilmesin diyen Hz Ömer’i ve o yoldan giden devlet idarecilerimizi de bilmezler, duymamışlardır.
Bütün bunları hep biz duyarız ve hep biz biliriz de, ne hikmetse batı ya göre hep geride kalan ve bu hayvanlara karşı pek merhamet göstermeyen yine bizler oluruz.
Oturduğumuz sitede başıboş kediler var evet, bu kedileri sitede istemeyen çoğunluğa karşı, isteyen azınlıklar şu an galip durumdalar, işte bunlar bu hayvanları yedirip içiriyorlar, seviyorlar, ilgi alaka gösteriyorlar, diğer sevmeyen grubun üyeleri, yaptıkları kartondan korunaklarını bozsalar da pes etmiyorlar.
Bu kalbi güzel merhamet kâr cesur insanların varlığına hep sevinmişimdir.
Giriş kat olan balkonumuzdan eşim kediler için hep bir şeyler verir, hiç ilgisiz kalmaz, Allah’ın dilsiz kullarıdır der acır, bazen tanık olurum sevgi sözcüklü balkondan konuşmalarına, Kedilerin aşağıdan yukarı bakışları insanın yüreğini sanki deliyor gibi, lisani hallerinden beni evinize alsanıza, bana yiyecek versenize sözlerini minnetli bakışlarından, miyavlamalarından size duyurmaya çalıştıklarını gözlerinden okuyorsunuz.
Eşim anlatmıştı; günlerden bir gün yine balkondayım beni uzaktan görüp hızla balkonun altına gelen kedi ile konuşarak sevgi sözleri söylüyordum, uzaktan geçen bir bayan, hanım hanım siz yüz veriyorsunuz bu hayvanlara, rahatsız oluyoruz sizin yüzünüzden kediler burada, neden yiyecek veriyorsunuz, vermezseniz buradan giderler, bak bu yaptığınız aynı zamanda kul hakkıdır demez mi!
Gayet kapalı bu kadının son cümlesini duyunca seni terbiyesiz kadın hele yaklaş uzaktan konuşma gel bakalım beri deyip elimi sallamama rağmen gelmedi söylenerek çekip gitti. Dedi.
Bu nasıl kararmış ruh, kendi iyilik yapmadığı gibi yapılmasına da karşı gelip buna da bir dini kulp bulacak kadar kara cahil insanlarla maalesef iç içe yaşamaktayız.
Susuzluktan ciğeri yanmış ve dili sarkmış bir köpeğe ayakkabısını çıkararak kuyudan ona su içiren bir hayat kadınının bu davranışıyla onun cennete gittiği menkıbesini İsveçli bilmez duymamıştır da, sorsan bu kadın onu da bilir ama bu kadın kadar da olamaz cenneti de kimseye vermez.
Ama icraatlar da yoklar.
Eğer olsalardı biz bunu hayvan hakları derneklerinde çok olmalarından anlardık, örtülü olmaları hakiki dindar olmanın ötesinde bir mensubiyet bir aidiyet bir zümreye dâhil olmanın ötesine geçmemektedir.
Eskiler bu ve benzeri insanlar için, Zarf var ama mazruf yok diye mükemmel bir şekilde özetlemişlerdir.
Görevimiz onlara benzemek değil onları kendimize benzetmek olmalı.
Sadede gelecek olursak;
Daha dün, günlerdir karnı burnunda olan kedinin doğum sancıları tutmuştu, miyavlıyor kendini sağa sola atıyor yer arayıp duruyor kâh bizim kapıya geliyor kâh karşı kapıya, eşimde memlekete ancak evde küçük kızımla üniversitede okuyan kız kuzeni yeğenimiz var, o gün hep kedinin etrafında dönüp durdular, en sonunda baba eve alalım dışarda gerek çocuklar gerek büyükler aman vermezler yaptığımız kutu kartonu bozarlar yazık bir hafta sonra yavruların gözü açılsın yine dışarı alırız, gözleri ağlamaklı, yalvarıp yakardılar, neticede bir candı karşımızda olan, olanları bende görüyordum, zaten bizimde evimizde bir kedimiz vardı kediyi eve alırsak onun görmemesi lazımdı, çaresiz tamam dedim, odalarına aldılar 3-4 saat geçmeden iki saat içinde 4 adet yavru dünyaya getirmişti huzur içinde.
Bu kedi konusunu daha önce Yönetici Arkadaşla konuşmuştuk, gerçekten merhamet yüklü akıllı iyiniyetli güzel bir arkadaş disiplinli bir yönetici, ancak kedilere el koyup onlara kedi evleri yapıp kışın sert soğuğundan o canları muhafaza etmek arzu etse de belediyeyle irtibatlı olarak aşılarını yaptırmak istese de, çoğunluk ta olan o istemezükçü gurubu aşamayacağını söyleyemese de ben anladım.
Cesur olmak ayrı bir şey, her alanda önümüzü hep cesurlar aşmıyor mu?
Rabbim eğer hikmeti iktiza ederse bu güzel insana da cesaret bahşeder mi, bilemeyiz.



