Sayın Cumhurbaşkanımıza Bir Saat Anlattım.
Müthiş heyecanlıydım, kalbim yerinden fırlayacakmış gibiydi. Hanım'ın dolduruşuna geldim saraydan randevu talebinde bulundum ama çıkacağını hiç tahmin etmemiştim, duyan arkadaşlar sekiz sene beklersin dediklerinde arkadaşlara kesin hak veriyordum.
Eşim, zaten haklı davanızı bu zamana kadar bir arpa boyu ilerletememişsiniz! Bismillah de, dilekçeni iadeli taahhütlü gönder gerisini Allah’a havale et ve bekle gör dediğinde itirazsız “peki” demiştim, hanımın gönlü olsun istedim zira Yaşzedeliğimin en büyük mağduru oydu, peki demeseydim vallahi kalkıp kendisinin gideceğinden çekinmiştim, hem randevu talebime cevap verileceği aklımın ucundan bile geçmiyordu.
28 Şubatçı paşaların cezalarının onaylandığı ve hapse gönderildikleri günün ertesinde saraydan randevum münasebetiyle arandım!
Aksaray'ın kapısından içeri girdiğimde şimdi yandı gülüm keten helva deyip yürüdüm, aklıma gelen ve her türlü ezberimdeki duaları okumama ve de “ya Rabbi dilime ve kalbime kolaylık ver” diye peş peşe dualar etmeme rağmen içeriye adımımı atmamla birlikte bütün bildiklerimi ve söyleyeceğimi unutmuştum.
Sarayın haşmeti bütün benliğimi kıskıvrak yakalamış sıkmaktaydı, şimdi Sayın Cumhurbaşkanımız buyur seni dinliyorum diyecek ben ne cevap verecektim! Ayet el kürsünün beni sakinleştirmesi ümidiyle yedinci kez okuduğumda Yaveri fark ettim, nede olsa bizim eski meslektaştı, halden anlar diye düşünüp, kısık ve çatallı çıkan sesimle “heyecanım yatışmıyor bir çare” dediğimde gülümsedi! Bir bardak su isteyerek içmemi işaret buyurdu.
Yaş zedeler derneğimizin başkanı Yüksel SALTER Bey Aksaray’ın dışında benden haber bekliyordu çünkü randevuyu kendi adıma istediğim için aslında bütünüyle Yaş zede olarak sorunumuzu anlatmakta yetersiz olabilirim diye içerden senide çağırmayı bir denerim hazır ol demiştim ama bu isteğimin mümkün olamayacağını söylediklerinde iş başa düşmüş ve büsbütün çaresiz kalmış, kendimi Timur’un çadırına yalnız giren Nasrettin hoca gibi hissettim, bir taraftan ah hanım ah hanım başıma neler açtın seni dinlememeliydim diye söyleniyordum.
İçerden çıkan koyu takım elbiseli beyefendi, Mehmet ERDİL diye seslenerek bana baktığında vücudumun her hücresine ışık hızıyla yayılan bir heyecanla büyük buluşmanın gelip çattığını anladım.
Oturduğum yerden doğrulurken dizlerimin bağının çözülmesini aşmaya çalışıyor ve kendimi o beyefendinin mihmandarlığında yürüyen robot gibi görüyordum.
Kapı açıldı ve Sayın Cumhurbaşkanımızı gördüğümde adımlarım havada Bisiklet pedalı çeviriyor şaşkınlığında yürüyordum, Sayın Cumhurbaşkanımız iki elini hafif kaldırarak “Hoş geldin komutan” dediğinde, arkamdan gelen yaverine söylemiş olabilir mi diye gayri ihtiyari gerime baktığımda içeri beraber girdiğimiz beyefendi kapının yanından ileriye geçememişti sadece kapıyı örttüğünü gördüm yani hitap bana idi!
Hafif hızlanarak, -sağ ol Cumhurbaşkanım deyip tokalaştığımda, elini öpecek mesafede eğiktim.
“Rahat ol komutan” sözüyle oturacağım koltuğu işaretle, tok bir sesle Nasılsınız? İyi misiniz? Nasıl gidiyor? Cümleleriyle rahatlatıldığımı hissediyordum.
Zaman hızla geçiyordu, Yarım saati aşkın hala beni dinliyordu, çok garip bir şey oldu! Ben bir taraftan bütün yaş zedelerin dertlerini şahsımı örnek vererek haksızlığın boyutunu ve bu haksızlığın giderilmediğini, hakkın vuku bulması için çözümlerin neler olabileceğini tek tek en güzel bir biçimde ve rahatlıkta anlatırken diğer taraftan dilimin nasılda çözüldüğüne ve takır takır konuşuyor olduğuma şaşıyordum, Meğer benim mektupta zaten Sayın Cumhurbaşkanımızın önünde duruyordu ben konuşurken göz gezdirdiğini fark ettim demek ki okumuştu, o mektubumu ne hüzünle yazdığımı hatırlıyordum.
Büyük bir dikkatle beni dinlediğinde ve sorduğu sorulara da tek tek cevap verdiğimde, yüzünün asıldığını hissettim!
-“Demek öyle ha…” dedi. “ ve kalktı.
-Bizde güya bir komisyon kurmuştuk, bunlar neyi ne kadar araştırmışlar soruşturmuşlar ki! Şurada seni dinlediğim kadar asıl muhatapları dinlemiş olsaydılar bu işi adam gibi yapmış olurlardı, desene komutan berbat edip çıkmışlar!” dedi. Bu aslında komisyona bir sitemdi.
-Yaverrrr diye seslendiğinde, korkmaya başlamıştım. Sayın Cumhurbaşkanımızı üzdüğümü düşünüyordum. Bir hışımla, “Hemen savunma bakanını bulun bekliyorum” dedi.
İçimden, ne işler açtım böyle diye hayıflanırken, Sayın Cumhurbaşkanımızın merhametini ve haksızlığa tahammül edemeyişini ve bu yüzden adeta kükreyişini hissederek, bu bizim iş olmasa dahi böyle bir Cumhurbaşkanına sahip olmamız yeter düşüncesiyle duygulanmaya ve ağlamaya başladım!
Halimi fark ettiğinde, “Komutanlar ağlar mı niye ağlıyorsun!” deyip, kendi kendine, -“ Demek ki kırılmış bu kalpleri tam tamir edememişiz, eyvahlar olsun bize!” cümlesinin tesellisiyle başımı kaldırarak büyük bir mahcubiyetle mütebessim simasına baktım.
–Sağ olun Cumhurbaşkanım, Allah sizden razı olsun, Devletiniz daim olsun, ömrünüz uzun ve bereketli olsun… Diye sıralamaya devam ediyordum ki;
Omzumu, mütemadiyen bir el arkadan sallayıp duruyordu! Allah Allah! Burada Cumhurbaşkanımla konuşuyorduk, buda neyin nesiydi! gözümü çevirip baktım ki bizim hanım…! Endişeliydi, niye ağladığımı soruyordu, elindeki bir bardak suyu uzattı, “Ne konuşup duruyorsun? Hele anlat, Allah hayreylesin, rüyamı gördün?… Kalk hadi, şöyle bir yaslan. Dedi…
Bir rüya bu kadar mı sahi olurdu, apışıp kalmıştım.
Gözyaşımın yanaklarımdaki ılıklığını hala hissediyordum...
Bizi rüyamızda buluşturan ve görüştüren Rabbim, dilerse Aksaray’da da buluşturur ve görüştürür ve de dinletir…
Bir derdin rüyasını görmedikten sonra o dert dert midir? Dedim.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.