Tarih: 27.02.2026 11:41 Güncelleme: 27.02.2026 11:41

Prof. Dr. Ekrem ÇULFA

Siyasetçi Kimdir? Türkiye’de Siyasetçi Olmanın Psikolojik, Pedagojik, Sosyolojik ve Milli-Manevi Altyapısı Üzerine

 

Siyasetçi kimdir? Mikrofonu eline alan mı? Seçim afişine yüzünü bastıran mı? Meclis kürsüsünde konuşan mı? Hayır. Siyasetçi; insan doğasının karmaşasını, toplumun nabzını ve tarihin omzuna yüklediği sorumluluğu aynı anda taşıyabilen kişidir. Siyaset, yalnızca iktidar mücadelesi değildir; anlam üretme, düzen kurma ve gelecek inşa etme sanatıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin duvarları yalnızca yasa metinleriyle değil; insan psikolojisi, toplumsal hafıza ve milli kimliğin yankısıyla örülüdür. Oraya giren kişi, birey olmaktan çıkar; sembole dönüşür. İşte bu yüzden siyasetçi olmak bir meslek değil, çok katmanlı bir kimliktir.

Bu yazıda siyasetçiyi dört eksende ele alacağım: psikolojik donanım, pedagojik olgunluk, sosyolojik derinlik ve milli-manevi kökler. Bilimin ışığını yakacağız ama romantik hamaset tuzağına düşmeyeceğiz. Gerçekçi olacağız; çünkü siyaset romantik değil, stratejiktir.

 

1. Psikolojik Altyapı: Güçle İmtihan

Siyasetçi, güçle sürekli temas hâlindedir. Güç ise insan psikolojisinin en büyük sınavıdır.

Psikolojide “narsisizm” kavramı, kişinin abartılı benlik algısını ifade eder. Klinik düzeyde bozukluk olduğunda empati düşer, eleştiriye tahammül azalır. Siyaset sahnesi narsisistik eğilimleri besleyebilir. Çünkü alkış bağımlılık yapar. İnsan beyni dopaminle ödüllendirilir. Bu biyolojik gerçek, siyaseti tehlikeli bir cazibe merkezine dönüştürür.

Bu nedenle siyasetçinin ilk şartı öz-farkındalıktır. “Ben neden bu işi yapmak istiyorum?” sorusuna dürüst cevap veremeyen kişi, gücün içinde savrulur.

Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisine göre insan, kendini gerçekleştirme basamağına ulaşmak ister (Maslow, 1943). Siyaset, kendini gerçekleştirme aracı olabilir. Ancak alt basamaklar – güvenlik, aidiyet, saygınlık – sağlıklı biçimde tamamlanmamışsa, siyasetçi bu boşlukları makamla doldurmaya çalışır. O zaman hizmet değil, telafi başlar.

Psikolojik dayanıklılık (resilience) ikinci şarttır. Siyaset; eleştiri, iftira, yenilgi ve krizle doludur. 24 saat açık bir mahkeme salonunda yaşıyorsunuz gibi düşünün. Sosyal medya çağında bu daha da sert.

Daniel Goleman’ın duygusal zekâ kavramı burada devreye girer. Duygusal zekâ; kişinin kendi duygularını tanıması, düzenlemesi ve başkalarının duygularını anlamasıdır (Goleman, 1995). Siyasetçi için bu bir lüks değil, zorunluluktur. Öfkesini yönetemeyen lider, toplumu da yönetemez.

Bir başka kritik unsur: Ahlaki muhakeme.

Lawrence Kohlberg’in ahlaki gelişim kuramına göre bireyler farklı düzeylerde etik karar verir (Kohlberg, 1981). İlkel düzeyde kişi cezadan kaçınır. Olgun düzeyde ise evrensel etik ilkelere göre hareket eder. Siyasetçi, “bana oy getirir mi?” değil; “bu adil mi?” sorusunu sorabilmelidir.

Psikolojik olarak sağlam bir siyasetçi; özgüveni yüksek ama mütevazıdır, eleştiriyi kişisel saldırı değil veri olarak görür, yenilgiden ders çıkarır, başarıyı kutsamaz. Gücü araç bilir, amaç değil.

 

2. Pedagojik Donanım: Toplumu Eğitebilme Sanatı

Siyasetçi yalnızca yasa yapmaz; topluma rol model olur. Her konuşması pedagojiktir. Çünkü toplum öğrenir.

Albert Bandura’nın sosyal öğrenme kuramına göre insanlar gözlemleyerek öğrenir (Bandura, 1977). Lider küfür ederse toplum normalleştirir. Lider sabırlıysa sabır yayılır. Lider şeffafsa şeffaflık kültürü oluşur.

Bu nedenle siyasetçi, bilinçli bir eğitici olmak zorundadır. Pedagojik olgunluk; dilin şiddetsiz kullanımı, farklı görüşlere tahammül, gençlere umut aşılayabilme kapasitesidir.

Genç kuşak artık hiyerarşiye değil, anlam arayışına değer veriyor. Onlara parmak sallamak değil, yol göstermek gerekir. Siyasetçi; öğretmen gibi açıklayıcı, koç gibi motive edici, ebeveyn gibi koruyucu ama boğucu olmayan bir dengede olmalıdır.

Pedagojik donanımın temelinde eleştirel düşünce vardır. Bilimsel yöntemi bilmeyen bir siyasetçi, hurafeye açık olur. Komplo teorileri siyasetçinin zihninde yer buluyorsa, toplumun zihni daha hızlı kirlenir.

Eleştirel düşünce; iddiayı kanıtla test etme disiplinidir. Bu, milli değerlerle çelişmez. Aksine onları daha sağlam temele oturtur.

 

3. Sosyolojik Derinlik: Toplumu Okuma Becerisi

Türkiye; genç nüfuslu, kültürel olarak zengin, tarihsel travmalar yaşamış bir toplumdur. Bir şehirden diğerine sosyolojik atmosfer değişir. Siyasetçi bu çeşitliliği anlamadan kapsayıcı olamaz.

Émile Durkheim toplumu bir organizma gibi görür. Parçalar uyum içinde çalışmazsa anomi, yani normsuzluk ortaya çıkar (Durkheim, 1897/1951). Siyasetçinin görevi, bu uyumu güçlendirmektir.

Max Weber ise liderliği üçe ayırır: geleneksel, karizmatik ve rasyonel-legal (Weber, 1922/1978). Türkiye’de çoğu zaman karizma öne çıkar. Ancak sürdürülebilir yönetim rasyonel-legal zeminde olur; yani kurumlar güçlü olmalıdır, kişiler değil.

Sosyolojik bilinç; kutuplaşmanın dinamiklerini anlamayı gerektirir. “Biz ve onlar” dili kısa vadede oy getirir, uzun vadede toplumsal bağları zayıflatır. Toplum psikolojisinde bu duruma “grup kutuplaşması” denir. Aynı görüşteki insanlar bir araya geldikçe daha radikal hale gelebilirler.

Siyasetçi, toplumun farklı kesimlerini bir araya getiren köprü olmalıdır. Köprüler iki yakayı da tanır; yalnızca birine yaslanmaz.

 

4. Milli-Manevi Altyapı: Kökü Olmayan Ağaç Meyve Vermez

Türkiye gibi tarihsel hafızası güçlü bir ülkede siyasetçi, kültürel kodları bilmek zorundadır. Bu toprakların ruhunu anlamayan kişi, tabelayı okur ama anlamı kaçırır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü, demokratik meşruiyetin özüdür. Bu ilke; halk iradesini merkeze koyar.

Milli-manevi altyapı, hamaset değildir. Değerleri araçsallaştırmak manevi yozlaşmadır. Gerçek maneviyat; adalet, merhamet, dürüstlük ve emanete sahip çıkmaktır. Siyaset, emanettir. Emanet bilinci olmayan kişi, makamı mülk zanneder.

Bu noktada etik liderlik önem kazanır. Araştırmalar, etik liderliğin çalışan bağlılığını ve kurumsal güveni artırdığını göstermektedir (Brown & Treviño, 2006). Devlet yönetimi de büyük bir organizasyondur; güven olmadan sürdürülemez.

 

5. Türkiye’de Siyasetçi Olmak: Pratik Donanımlar

Teorik çerçeveyi çizdik. Şimdi pratiğe gelelim.

Bir siyasetçi için gerekli temel donanımlar şunlardır:

  • Kriz yönetimi becerisi
  • Veri okuma ve analiz kapasitesi
  • Ekonomik okuryazarlık
  • Hukuk bilgisi
  • Medya iletişim stratejisi
  • Çok kültürlü diyalog becerisi
  • Dijital çağ farkındalığı

Dünya hızla değişiyor. Yapay zekâ, iklim krizi, göç dalgaları… Bunlar romantik nutuklarla çözülmez. Bilimsel veri gerekir. Politikalar ölçülebilir olmalıdır.

 

6. Siyasetçi Bir “İçsel Menejer”dir

Psikoterapi pratiğinde şunu görürüz: İnsan önce kendini yönetir, sonra hayatını. Siyasetçi de önce kendi iç dünyasını yönetmelidir. Korkularını tanımayan lider, korku siyaseti üretir. Özgüveni eksik lider, sürekli tehdit algısı yaratır.

Sağlıklı siyasetçi; güçle barışık ama güce bağımlı değildir. Seçim kaybettiğinde kimliği yıkılmaz. Çünkü kimliği makamdan büyük inşa edilmiştir.

 

Sonuç: Siyaset Bir Karakter Meselesidir

Siyasetçi; psikolojik olarak dengeli, pedagojik olarak öğretici, sosyolojik olarak kapsayıcı ve milli-manevi olarak köklü olmalıdır. Bu dört sacayağı eksikse, sistem sallanır.

Türkiye’nin geleceği; slogan atan değil, düşünen; kutuplaştıran değil, birleştiren; duyguyu sömüren değil, yöneten liderlere bağlıdır.

Siyaset, kirli bir oyun olmak zorunda değildir. Kirleten insanın zaafıdır. Arınma mümkündür; yeter ki niyet ve bilgi birleşsin.

Unutmayalım: Güç insanı bozmaz; insanın içindeki kusuru büyütür. Sağlam karakter, büyük makamdan korkmaz. Çünkü bilir ki tarih; koltukları değil, duruşları yazar.



Siyaset bir sahne değil; bir imtihandır. İmtihanı kazananlar, yalnızca sandıkta değil; insanın vicdanında kazanır. Ve vicdan, en uzun vadeli seçmendir.


TÜM YAZARLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.