Trump’ın Kabadayı Diplomasisi Ve Küresel Korku Siyaseti
Trump iyi biri olmak zorunda değil; zaten hiçbir zaman da olmadı. Ne ahlaki bir iddia taşıdı ne de klasik liderlik erdemlerini temsil etti. Onun siyaset tarzı baştan beri son derece şeffaftı: Rahat, umursamaz, pervasız ve sadece sonuç odaklı. Ama bu pervasızlığın ardında aslında çok net bir mesaj vardı: Gücüm var ve gerektiğinde bu gücü acımasızca kullanırım. Trump döneminde ABD dış politikası, hepimizin alışık olduğu o diplomatik kuralların tamamen dışına çıktı. Venezuela üzerinden yürütülen sert tehdit dili, ağır ekonomik yaptırımlar, açıkça yapılan rejim değişikliği çağrıları ve zaman zaman kamuoyuna sızdırılan liderlerin sonu imaları asla rastlantı değildi. Bunlar, askeri bir hamleden çok daha derin bir şeyi, yani psikolojik üstünlüğü hedefliyordu.
Gerçekten bir kaçırma planı olsun ya da olmasın, bir liderin kaçırılabilir, dokunulabilir veya tasfiye edilebilir olduğu hissinin yayılması bile başlı başına bir dış politika aracıdır. Trump bunu çok iyi biliyordu çünkü korku, modern dünyada tanktan da füzeden de çok daha hızlı yayılır. Trump’ın dünyaya verdiği mesaj aslında şu kadar açıktı: Devlet olmanız sizi kurtarmaz, başkan olmanız sizi korumaz; eğer benim çizdiğim sınırların dışına çıkarsanız hiçbir dokunulmazlığınız yok. Bu dil, bildiğimiz klasik diplomasinin dili değildir. Uluslararası hukukun, karşılıklı saygının ya da müzakerenin dili hiç değildir. Bu, adeta mafya üslubuyla konuşan bir süper gücün dilidir. Sokaktaki güçlünün zayıfa bakıp ayağını denk al demesinin küresel ölçekteki tam karşılığıdır bu.
Bu anlayışta artık diplomasinin yerini korku, hukukun yerini keyfilik, müzakerenin yerini tehdit ve ikna etmenin yerini ise yıldırma almıştır. Burada hedef yalnızca Venezuela değildir; orası sadece bir vitrin, bir gözdağı sahnesidir. Asıl muhataplar, ABD’ye rağmen kendi yolunu çizmek isteyen devletler ve kendi bölgesinde bağımsız bir güç kurmaya çalışan liderlerdir. Trump bu tarz hamlelerle aslında şunu söylemektedir: Benimle müzakere edilmez, bana direnilmez, bana sadece boyun eğilir. Bu siyaset kısa vadede korku üretir, geri adım attırır ve bir sessizlik sağlar ama korku asla sadakat üretmez. Sadece bastırır ve bastırılan her şey zamanı geldiğinde çok daha sert bir şekilde geri döner.
Uzun vadede bu yaklaşım, ABD’nin en büyük sermayesi olan güveni, meşruiyetini ve hukuk devleti iddiasını eritir. Dünya artık şunu görmeye başlar: Bir süper güç, artık hukukla değil gözdağıyla ayakta durmaya çalışmaktadır. İkna edemediğini tehdit ederek, kazanamadığını korkutarak kontrol etmek istemektedir. İşin en tehlikeli tarafı ise bu siyasetin en çok ABD’nin kendisi için yıkıcı olmasıdır. Çünkü korkuya dayalı düzenler kalıcı olmaz. Korku ittifak doğurmaz, sadece düşman biriktirir. Bugün susanlar, yarın mutlaka birleşir. Trump’ın kabadayı diplomasisi belki güçlü lider görüntüsü verdi ama gerçekte dünyaya şunu fısıldadı: ABD artık örnek olmakla değil, sadece korkutmakla ayakta kalabiliyor. Ve bu bir imparatorluğun gücünü değil, aslında özgüven kaybını ele verir.
Anahtar Kelimeler: Trump dış politikası nedir, Kabadayı diplomasisi ne demek, Mustafa Kaplan köşe yazısı, Küresel korku siyaseti, ABD ve Venezuela gerilimi, Uluslararası hukuk ve Trump, Süper güçlerin güç kaybı, Küresel diplomasi nereye gidiyor,
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.