Türkiye’de Siyasi Günler Vatandaş Ne İstiyor İktidar Ne Yapıyor
Can dostlar, kıymetli hemşehrilerim; bugünlerde siyaset denince hepimizin aklına sadece sandık ya da seçim tartışmaları geliyor ama aslında mesele o kadar basit değil. Yaşadığımız şey sandığın çok ötesinde, mutfağımızda, sokağımızda ve o sessiz bekleyişimizde hissettiğimiz derin bir kırılmadır. Siyaset kürsülerde gürültüyle yapılıyor olabilir ama asıl siyaset bugün insanların sessiz çığlığında saklıdır.
Vatandaşın derdi aslında öyle allı pullu vaatler ya da ideolojik kavgalar değil. Bizim insanımız sadece hayatının kontrolünü yeniden eline almak istiyor. Ay sonunu nasıl getiririm, bu kirayı nasıl öderim, evladımın istikbali ne olacak diye kara kara düşünmekten yoruldu. Bugün toplumun büyük bir kesimi için siyaset artık bir güç yarışı değil, düpedüz bir hayatta kalma mücadelesine dönüşmüş durumdadır. Büyük projeler karın doyurmuyor, insanlar yarınına güvenle bakmak istiyor.
Bakınız, bu tablonun tam göbeğinde ekonomi oturuyor. Enflasyon dediğimiz şey sadece televizyondaki rakamlardan ibaret değil ki. O rakamlar pazar tezgahında, market rafında ve kapımıza gelen fatura zarfında canımızı yakıyor. Vatandaş artık zengin olma hayali kurmuyor, tek isteği her geçen gün biraz daha yoksullaşmamak. Ama gel gör ki iktidarın attığı adımlar, uzun vadeli bir güven vermek yerine günü kurtaracak pansuman tedaviler gibi kalıyor. Bu da belirsizliği bitireceğine, daha da kronik hale getiriyor.
Ekmeğin hemen yanında bir de adalet özlemi var. Milletimizin içinde şöyle bir kanaat oluştu: Sanki herkes aynı terazide tartılmıyor, aynı muameleyi görmüyor. Hukuka olan güven zayıfladıkça, devletle vatandaş arasındaki o sarsılmaz bağ da zarar görüyor. Unutmayalım ki bir ülkeyi ne ekonomi ne de siyaset ayakta tutar; bir devleti ayakta tutan yegane şey adalet duygusudur. Adaletin olmadığı yerde huzur, huzurun olmadığı yerde ise bereket olmaz.
İktidar tarafına baktığımızda ise sanki sorunları kökten çözmek yerine sadece süreci yönetmeye çalışan bir hal görüyoruz. Yapılan her eleştiri bir uyarı gibi değil de bir tehdit gibi algılanıyor. Bu durum ise toplumsal gerginliği düşüreceğine, aksine ateşi körüklüyor. Sürekli güvenlik ve beka üzerinden kurulan cümleler belki belli bir kesimi bir arada tutuyor ama vatandaşın tenceredeki kaynamayan aşına bir çare olmuyor.
Asıl mesele şudur: Artık iki taraf da aynı dili konuşmuyor. Vatandaş can havliyle ben nasıl yaşayacağım diye sorarken, yönetenler ben nasıl yönetirim derdine düşmüş. Bu dil farkı açıldıkça siyaset çözüm üreten bir yer olmaktan çıkıp sadece bir gerilim zeminine dönüşüyor. Bugün Türkiye’deki bu sert hava sadece muhalefetin ya da iktidarın tutumundan kaynaklanmıyor; asıl neden milletin içinde biriken o ağır gelecek kaygısıdır. Eğer insanlar konuşmak yerine susuyorsa, bu bir razı gelme hali değil, büyük bir yorgunluk işaretidir.
Türkiye’nin bugün yeni kriz dillerine değil, yepyeni bir güven diline ihtiyacı var. Vatandaş devletinden mucizeler yaratmasını beklemiyor. Sadece adil bir düzen, öngörülebilir bir yarın ve sesinin duyulduğu, ciddiye alındığı bir hayat istiyor. Siyasi günlerin bu kadar sert geçmesinin sebebi de işte tam olarak bu masum talebin karşılık bulmamasındandır. Gelin, birbirimizi duymaya ve anlamaya önce buradan başlayalım.
Yazar: Ercan Baş
ANAHTAR KELİMELER
Türkiye’de siyaset vatandaşın taleplerini karşılıyor mu, Ercan Baş siyaset yazıları, Ekonomi ve adalet arasındaki bağ nedir, Vatandaşın iktidardan beklentileri nelerdir, Siyaset neden çözüm üretmekten uzaklaşıyor, Türkiye’de gelecek kaygısı neden artıyor, Yeni bir güven dili nasıl inşa edilir,
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.