Tarih: 24.12.2025 09:33 Güncelleme: 24.12.2025 09:33

Ercan BAŞ

Uyuşturucu Operasyonları Medya Ve Korkunun İtirafı

Türkiye’de son dönemde yürütülen uyuşturucu operasyonları, sadece bir adli sürecin değil, aynı zamanda toplumun aynaya bakma zorunluluğunun da adıdır. İçişleri Bakanlığı ve savcılık makamlarının kamuoyuna yaptığı açıklamalara göre operasyonlar, uyuşturucu kullanımını ve ticaretini kapsayan geniş bir soruşturma ağı içinde ilerlemektedir. Bu ağın bazı halkalarında sanat ve medya dünyasından tanınmış isimlerin yer alması ise kaçınılmaz olarak kamuoyunun dikkatini bu alanlara çevirmiştir. Ancak asıl üzerinde durulması gereken mesele, operasyonların kimleri kapsadığından çok, gerçeği yazanların ve sorgulayanların nasıl susturulmak istendiğidir.

Resmî kaynaklara göre yürütülen soruşturmalarda şüpheliler hakkında masumiyet karinesi esas alınmakta; süreçler savcılık ve mahkemeler eliyle sürdürülmektedir. Bu, tartışmasız hukukun gereğidir. Ne var ki soruşturma dosyaları basına yansıdıkça bazı çevrelerde eski bir refleks yeniden ortaya çıkmıştır: Gücü olanın hesap vermekten muaf olduğu yanılsaması. Medya ve sanat dünyasında görünür olmak, ne hukukun üstünde olmayı sağlar ne de kamuoyunu susturma yetkisi verir. Aksine, bu alanlarda bulunanların topluma karşı sorumluluğu daha büyüktür. Çünkü etki alanları geniştir; söyledikleri, yaptıkları ve hatta sustukları şeyler dahi toplumsal sonuçlar doğurur.

Bu süreçte en dikkat çekici ve en rahatsız edici tablo ise kadın gazetecilere yönelik tehditlerdir. Uyuşturucu iddialarını, operasyonları ya da bu operasyonların arka planını yazan kadın gazetecilerin sosyal medya üzerinden, dolaylı mesajlarla ya da açıkça hedef gösterilmesi yeni değildir. Ancak her seferinde aynı gerçeği yeniden hatırlatır: Bir kadını, hele ki bir gazeteciyi tehdit etmek güç göstergesi değildir; bu, korkunun ve çaresizliğin itirafıdır. Resmî makamların da sıkça vurguladığı gibi tehdit ve baskı suçtur. Gazetecinin cinsiyeti bu suçu hafifletmez; aksine, kadın gazetecilere yönelen tehditler toplumsal eşitsizliği derinleştiren ayrı bir boyut taşır. Burada hedef alınan sadece bir kişi değil, kamuoyunun haber alma hakkıdır.

Uyuşturucu ile mücadele, devletin en meşru ve en hayati görevlerinden biridir. Ancak bu mücadele yürütülürken basının susturulması ya da gazetecilerin korkutulması kabul edilemez. Hukuk devleti operasyonları savcılık eliyle yürütür, yargılamayı mahkemeler yapar. Medya ise sorar, izler ve yazar. Kadın gazetecilere yönelen tehditler karşısında sessiz kalmak, sadece bireysel bir haksızlığa değil, toplumsal bir çürümeye göz yummaktır.

Uyuşturucu operasyonları geçer, dosyalar kapanır, isimler değişir. Ama bugün kimin sustuğu, kimin konuştuğu ve kimin tehdit edildiği yarının hafızasında kalır. Şunu açıkça söylemek gerekir: Gerçeği yazan kadın gazeteciler yalnız değildir. Tehdit edenler ise sanıldığı kadar güçlü değil; sadece yakalanma korkusu yaşayanlardır. Ve tarih, her zaman korkanları değil, gerçeği yazanları hatırlar.

Yazar: Ercan Baş

Uyuşturucu operasyonları nedir, medya ve hukuk ilişkisi, Ercan Baş yazıları, kadın gazetecilere tehdit, basın özgürlüğü önemi, uyuşturucu ile mücadele, gazeteci hakları nelerdir, yargı süreci nasıl işler, toplumsal çürüme ve medya, masumiyet karinesi nedir, haber alma hakkı, Türkiye güncel operasyonlar.


TÜM YAZARLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.