Bir Öğretmenin Ardından: Gençlik Nereye Gidiyor
Bir öğretmen daha toprağa verildi.
Bir sınıfın kapısı artık onsuz açılacak.
Bir annenin duası yarım kaldı.
Okul dediğimiz yer, bilginin olduğu kadar merhametin de mekânıydı.
Çocuklarımızı güvenle emanet ettiğimiz, eti senin kemiği benim diyerek teslim
ettiğimiz öğretmenlerimiz, bir evladın hayatına yön verirken kendi hayatlarını
ortaya koyuyordu.
Peki ne oldu bize?
Her acı olaydan sonra aynı soruyu soruyoruz: Gençlik nereye gidiyor?
Ama durup düşünmeliyiz: Gençlik gerçekten nereye gidiyor, yoksa biz onları nereye bırakıyoruz?
Bir avuç öfkeli, kırılmış, yönünü kaybetmiş gencin yaptığı korkunç bir
eylem milyonlarca pırıl pırıl genci temsil edemez. Bu ülkenin gençleri hâlâ
vicdanlı, hâlâ umut dolu, hâlâ iyiliğe açık. Onları topyekûn suçlamak, yarayı
iyileştirmez aksine derinleştirir.
Fakat görmezden gelemeyeceğimiz bir gerçek var.
Çocuklarımız artık sokakta değil, ekranların içinde büyüyor.
Sosyal medya karşılaştırmayı, teşhiri, anlık öfkeyi ve linç kültürünü
normalleştiriyor.
Bilgisayar oyunlarının bir kısmı şiddeti sıradan, hatta eğlenceli
gösteriyor.
Sanal dünyada yeniden başla tuşu var ama gerçek hayatta yok.
Dijital dünyanın kontrolsüzlüğü, henüz karakteri, kimliği ve duygusal
dayanıklılığı oluşmamış genç zihinlerde ciddi etkiler bırakabiliyor. Sürekli
maruz kalınan içerikler empatiyi zayıflatabiliyor, sabrı azaltabiliyor, öfkeyi
hızlandırabiliyor.
Ama mesele sadece teknoloji değil.
Mesele yalnızlaşan gençlik.
Mesele dinlenmeyen çocuklar.
Mesele anlaşılmayan öfke.
Bir gencin kalbinde biriken fırtınayı zamanında fark edemezsek, o fırtına bir gün hepimizi savurabiliyor.
Bu yazı bir suçlama yazısı değil.
Bu yazı bir ağıt da değil yalnızca.
Bu yazı bir çağrı.
Ailelere çağrı: Çocuğunuzun sadece notunu değil, ruh hâlini de takip edin.
Öğretmenlere çağrı: Yorulsak da vazgeçmeyelim.
Yetkililere çağrı: Okullar sadece akademik değil, psikolojik olarak da güçlendirilmeli.
Topluma çağrı: Şiddeti normalleştiren dili terk edelim.
Bir öğretmeni kaybettik.
Ama eğer ders çıkarmazsak, sadece bir canı değil geleceğimizi kaybetmiş oluruz.
Gençlerimizi kaybetmek istemiyorsak, onları ekranlara değil kalplerimize
davet etmeliyiz.
Onlara sınırlar kadar şefkat de vermeliyiz.
Disiplin kadar rehberlik de.
Çünkü her genç potansiyel bir tehdit değil, doğru yönlendirilmezse
kaybolabilecek bir emanettir.
Ve her öğretmen, bu emaneti korumak için oradadır.
Bugün bir öğretmenin ardından gözyaşı döküyoruz.
Yarın başka bir acıya uyanmamak için hep birlikte sorumluluk almalıyız.
Tüm öğretmenlerimizin başı sağ olsun. Acınızı yürekten paylaşıyorum.
Anahtar Kelimeler: Aynur Yavuz, Gençlik nereye gidiyor, Öğretmene şiddet nasıl önlenir, Dijital dünya gençleri nasıl etkiliyor, Aileler çocuklarını nasıl korumalı, Okullarda psikolojik destek neden önemli, Sosyal medya şiddeti normalleştiriyor mu, Toplumsal şiddet dili nasıl değişir,