Mustafa KAPLAN

Tarih: 29.08.2025 09:49

Dil ve Kimlik, Ulusun Aynası

Facebook Twitter Linked-in

Dil ve Kimlik, Ulusun Aynası

Bir ulus, tarih boyunca kazandığı değerlerle ayakta kalır. Bu değerlerden biri de dildir. Dil, sadece konuşma aracı değil; geçmişin mirasını bugüne, bugünün tecrübelerini yarına taşıyan bir köprüdür. Bir milletin dili bozuldu mu, onun hafızası silinmeye başlar. Çünkü kelime, sadece bir sözcük değildir; o kelimeyle birlikte bir duygu, bir bakış açısı, bir dünya görüşü de taşınır. Bugün yaşlılarımızın söylediği kelimeleri gençler anlamıyor, gençlerin kullandığı terimleri ise yaşlılarımız kavrayamıyor. İşte bu kopukluk, nesiller arasındaki gizli uçurumun ilk işaretidir. Çünkü dil kayboldu mu, nesiller arasındaki bağ da zayıflar.

Bugün büyük şehirlerde dolaşalım. AVM'lerin, dükkanların, iş yerlerinin tabelalarına bakalım. Yabancı kelimeler adeta bizi kuşatmış. Çoğumuzun bilmediği, anlamını kavramadığı kelimeler hayatımızı sarmış. Sanki başka bir milletin ülkesinde yaşıyoruz. Bu durum bize şu soruyu sordurmalı: "Dilini kaybeden bir millet, hâlâ o millet midir?" İşin acı tarafı, bu değişim bize zorla dayatılmıyor. Biz kendimiz, gönüllü bir şekilde öz kelimelerimizi bırakıp yabancı kelimelere sarılıyoruz. Bunu "modernlik" ya da "çağdaşlık" zannediyoruz. Oysa modern olmak, özünü kaybetmek değil, özünü koruyarak çağın imkanlarını kullanmaktır.

Akıl yerine Us, Cehennem yerine Tamu, Şeytan yerine Albız, Casus yerine Süyekün yahut eski tabirle Uyguncu. Bunların hepsi bizim öz malımız. Fakat neden kullanmıyoruz? Çünkü kültürel üstünlük başka bir dile geçtiğinde, o dilin kelimeleri de prestij kazanıyor. Yani, bir millet kendine güvenini kaybettiğinde, diline de sahip çıkamaz hale geliyor. Peki dilimizi kullanmamıza engel olanlar nelerdir? Kültürel aşağılık kompleksi, yabancı kelime kullanınca daha bilgili, daha "elit" olacağımızı sanıyoruz. Eğitim sistemi, okullarımızda kendi kelimelerimiz öğretilmiyor. Medya ve reklam, televizyon ve internet yabancı kelime istilasıyla dolu. Son olarak da zihinsel tembellik, yeni kelimeler üretmek ya da eski kelimeleri diriltmek yerine, kolayımıza gelen yabancı kelimeleri alıyoruz.

Dostum, çare nedir? Bir milletin dilini yaşatması, devletin kanunlarıyla değil, halkın iradesiyle mümkündür. Biz, kendi kelimemizi kullanmayı bir şeref meselesi haline getirmeliyiz. Evimizde çocuklarımıza öz Türkçe kelimeler öğretmeliyiz. Tabelalarda, reklamlarda, yazılarımızda Türkçe kelimeleri tercih etmeliyiz. Şairler, yazarlar, sanatçılar dilin yeniden dirilişinde öncü olmalı. Çünkü dilini kurtaran, aslında milletini kurtarır.

Son söz olarak, bir ulusu yıkmak için ordulara gerek yoktur. Onun dilini bozmak, kelimelerini çürütmek, hafızasını silmek yeterlidir. Bugün biz farkında olmadan işte bu tehlikenin tam ortasındayız. Fakat ümitsiz değiliz, çünkü dil bir ırmak gibi köklerden beslenir. Kaynakları kurumamışsa, yeniden gürül gürül akabilir. O halde şunu diyelim: Kendi kelimelerimizi kullanmak, kendi benliğimizi yaşatmaktır. Bir gün "Tamu" dediğimizde herkes cehennemi anlarsa, "Us" dediğimizde akıl anlaşılırsa, işte o zaman gerçek bağımsızlık yolunda büyük bir adım atmış oluruz.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —