Erkân-ı Erbaa Bir Medeniyetin Dört Direği
Toplumlar, görünmeyen sütunlar üzerinde ayakta durur. Taştan yapılmaz bu sütunlar; ne gözle görülür ne de elle tutulur. Lakin yıkıldıklarında, saraylar da çöker, kaleler de… İşte kadim irfanımız bu görünmeyen sütunlara Erkân-ı Erbaa demiştir: Adalet, Hikmet, İffet ve Şecaat.
Bugün her şeyin hızlandığı, mananın ise ağır aksak yürüdüğü bir çağda yaşıyoruz. Gürültü çok, sükût az. Bilgi var ama hikmet yok; cesaret var ama edep eksik; özgürlük konuşuluyor ama adalet suskun. Belki de tam bu yüzden, yeniden Erkân-ı Erbaa’yı hatırlamaya muhtacız.
Adalet, sadece mahkeme salonlarında aranan bir kavram değildir. Adalet; insanın kendine karşı dürüst olmasıyla başlar. Nefsine torpil geçmeyen bir vicdan hâlidir. Adalet yoksa güven olmaz; güven yoksa toplum, kalabalıktan ibaret kalır. Hz. Ömer’in Dicle kenarında bir kurt bir koyunu kapsa, hesabı benden sorulur sözü, adaletin yalnızca hüküm vermek değil, mesuliyet almak olduğunu öğretir bize.
Hikmet, bilginin kalple yoğrulmuş hâlidir. Her bilen hikmet sahibi değildir. Hikmet; neyi, ne zaman, ne kadar söyleyeceğini bilmektir. Bugün dilimiz hızlı, parmaklarımız cesur ama gönüllerimiz çoğu zaman düşüncesiz. Hikmet kaybolunca söz silaha dönüşür; kelam yaralar. Oysa hikmet, sözü merhem yapar.
İffet, çoğu zaman yanlış anlaşılır. Sadece bedenle sınırlandırılır. Oysa iffet; gözün, dilin, kalbin ve niyetin temizliğidir. Makamda iffet, güçte iffet, sözde iffet… İffetin olmadığı yerde ahlâk, ahlâkın olmadığı yerde ise çürüme başlar. Bir toplum, iffetiyle korunur; kanunlarla değil yalnızca.
Şecaat ise kaba kuvvet değildir. Haksızlık karşısında susmamaktır. Doğruyu söylemenin bedelini ödemeye razı olmaktır. Korkusuzluk değil, korkuya rağmen hakta durabilmektir. Şecaatten yoksun bir toplum, zulme alışır; zulme alışan ise zamanla onu meşrulaştırır.
Bu dört ilke, birbirinden bağımsız değildir. Adalet hikmetsiz olursa zulme, şecaat iffetsiz olursa zorbalığa dönüşür. Erkân-ı Erbaa bir bütündür; biri eksikse denge bozulur. Osmanlı’yı asırlarca ayakta tutan da sadece kılıç gücü değil, bu dengenin gözetilmesiydi. Devlet, erkânla; insan, ahlâkla; toplum, değerle yaşardı. Bugün ise modern binalar yükselirken, değerlerimiz kat kat eksiliyor.
Belki yeniden sormalıyız kendimize: Adaletin neresindeyiz? Hikmeti ne kadar arıyoruz? İffeti hayatımızın neresine koyduk? Şecaatimizi hak için mi, nefis için mi kullanıyoruz? Cevaplar kolay olmayabilir. Ama şurası muhakkak: Erkân-ı Erbaa’yı kaybeden bir toplum, yönünü kaybetmiş bir gemiye benzer. Pusula yoksa, liman da yoktur. Ve bazen bir köşe yazısının görevi, yol göstermek değil; yolu hatırlatmaktır.
Yazar: Mustafa Kaplan
Erkân-ı Erbaa nedir, toplumun temel değerleri, Mustafa Kaplan köşe yazıları, adalet ve vicdan, hikmetli sözler, iffet ve ahlak, şecaat ne demektir, kadim değerlerimiz, medeniyetin sütunları, toplumda güven nasıl oluşur, erdemli yaşam önerileri, ahlaki çürüme nasıl önlenir.