İsmet İnönü Demirel'e Ne Dedi!
Eskiden Cumhurbaşkanı başkanlığında;
Başbakan,
Milli Savunma Bakanı,
Genel Kurmay Başkanı,
Kara Kuvvetleri Komutanı,
Deniz Kuvvetleri Komutanı,
Hava Kuvvetleri Komutanı,
Jandarma Genel Komutanı,
Tamamı 18 kişiden oluşan Y.A.Ş Kurum üyeleri
Çakmak salonunda bir araya gelirlerdi!
Niye ?
Çaldıran 4. Hudut Tabur'un'dan Muhabare Üstçavuş Hasan Dinibütün'ü,
Birinci Ordu Selimiye kışla’sından Piyade Yüzbaşı Alaaddin Ahlakıgüzel'i,
Gölcük Donanmasından deniz üsteğmen Ekrem Yurtsever’i,
Yedinci ana Jet üssünden hava Astsubay Yusuf Selamet'i,
ve yüze yakın buna benzer isimlerin T.S.K dan ilişiklerini kesmek için...!
Şimdi "savaş konseyi" gibi önemli bir kurulun yapacağı iş mi bu!
İsmet İnönü meclise yeni katılan genç Süleyman Demirel'e bir gün sorar; meclisin merdivenleri kaç basamak?
Demirel bilmiyorum demiştir ama bilememenin mahcubiyetini yaşamıştı!
Ertesi gün gayet memnun bir tavırla İsmet İnönü'nün kulağına eğilerek saydım efendim 225 basamakmış. Der.
İsmet İnönü Süleyman Demirel'e dönerek tarihi bir ders verir; -Lider zor işlerle uğraşır! Der.
Bende bu günlerde yeni bitirdiğim Şevket Süreyya Aydemir'in "suyu arayan adam" kitabında rastladığım bu anekdotu okuduğumda bizim bu mazideki savaş konseyi! Yani Y.A.Ş kurumu ve uğraştıkları şu işleri aklıma gelmişti.
Ne esefli günlerdi!
Vallahi neticede 2010 yılına kadar durum buydu..!
Siz;
Hadi ordan!
Olur mu öyle şey...! Deyin durun,
Çark böyle dönüyordu.
Mazide Destanlar yazan Orduyu-hümayun'un reddi mirasçıları olan zabitan-ı kebir heyeti ve Kumandan-ı Azam larının yıllar boyu uğraşları işler bu idi, dindar personeli atmak!
Askeri mahkemeler,
Askeri savcılar,
Askeri hakimler
Askeri yargıtaylar,
Askeri idare mahkemeleri,
Askeri cezaevleri... vardı ama,
Y.A.Ş, bu nev'i arkadaşları hikmetinden sual edilmediği için oraya göndermiyorlar tıpkı bir mahkeme gibi kendileri infaz ediyordu!
Niye? sini, hiç kimse hatta Başbakan'da soramıyordu.
Yeri gelmişken bir anekdot ta Mehmet Barlas'ın "Rüzgar gibi geçti" kitabından bir bölüm aktarayım;
-Bu akşam bizim İstinye'deki eve geldi. "Mehmet Bey... Kardeşim Korkut Özal'ı 12 Eylül rejimi tutukladı, ama bir trafik kazası geçirdiği için hastanede geçiriyor tutukluluğunu, görevli bir Astsubay, Korkut'a kötü davranıyormuş, bana yardım edin. Dedi.
Şaşırmıştım...
"Turgut Bey, Siz Başbakan yardımcısısınız, Nasıl müdahale edemezsiniz böyle bir duruma?" Turgut Özal, Askeri yönetimin kendilerine fazla önem vermediğini ve gazetecilerin daha etkili olduğunu söylemişti."
Asakir-i Muhammediye ocağından hızla ve kolaylıkla! derdest edilmelerine dönem itibariyle şaşırmamak gerekirdi.
Efsane! Albay dedikleri Erdal Sarızeybek'i bir akşam TV de seyrettiğimde,
ona bu tasfiyelerle ilgili sorular soruluyordu;
-"Allah şahidim olsun" ben hiç rast gelmedim diyordu!...
(.........!)
Oysa, 1632 yaşzede Subay ve Astsubay, onun bakar körlüğünden mütevellit şahit olamadığı vaka'nın yaşayan canlı tanıklarıydı!
Efsane! Albay’a, hangi ülkenin albayı olduğu merakıyla bakakalmıştım...
Nereden, nerelere…
İşte vaka bu…
Velakin Yaşzedeler için filmin sonu güzel bitmedi!
Aynı statüde olan H.S.Y.K den ihraç edilen hakimler ve savcılar tazminat dahil tüm haklarını aldıkları ve mesleklerine geri döndükleri halde Yaşzedeler "buçuk" hakla iktifa ettirildiler!
Hiçbir yaşzede buçuk iyiliği unutmadığı gibi buçuk kötülüğü de unutmamıştır.
Halbuki Hak bir bütün değil midir!
Herkese yapılan "hak" malesef Yaşzede den esirgenmiştir.