Ortadoğu Siyasetinde Abd–İsrail İlişkisi
Uluslararası siyasette bazı ilişkiler vardır ki, sadece diplomatik ittifak olarak değil, küresel güç dengelerinin sembolü olarak görülür. Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail arasındaki ilişki de bunlardan biridir. Özellikle Donald Trump ile Benjamin Netanyahu döneminde bu ilişki çok daha görünür, çok daha tartışılır hâle gelmiştir.
Birçok kişi şu soruyu sormuştur. “Bu ilişki eşit bir ittifak mı, yoksa taraflardan biri diğerini yönlendiriyor mu.”
Bu sorunun etrafında dolaşan tartışmaların merkezinde ise sıkça adı geçen bir kavram vardır. Zionism.
Bu makale, komplo söylemlerine kapılmadan ama aynı zamanda güç ilişkilerini de görmezden gelmeden şu soruyu ele alıyor. Ortadoğu’nun sürekli krizlerle sarsılması gerçekten sadece yerel çatışmaların sonucu mu, yoksa büyük güçlerin çıkar hesaplarının bir ürünü mü.
Önce gerçekçi bir noktadan başlamak gerekir. Zionism, 19. yüzyıl Avrupa’sında ortaya çıkan bir ideolojidir. Temel hedefi Yahudiler için güvenli bir ulusal yurt kurulmasıydı. Bu süreç sonunda 1948 yılında İsrail kuruldu.
Ancak burada önemli bir nokta vardır. Bir ideolojinin varlığı, onun dünyayı gizlice yönettiği anlamına gelmez.
Dünya siyaseti tek bir ideolojinin veya grubun kontrol ettiği basit bir mekanizma değildir. Gerçekte olan şey çok daha karmaşıktır. Küresel güç rekabeti, enerji politikaları, askeri ittifaklar, ekonomik çıkarlar ve iç politika dengeleri aynı anda devrededir.
Dolayısıyla Ortadoğu’daki her krizi tek bir ideolojiye bağlamak analitik olarak eksik bir yaklaşım olur.
Amerika ile İsrail arasındaki ilişki çoğu zaman iki farklı şekilde yorumlanır. Bir görüş şöyle der. ABD İsrail’i destekliyor çünkü bu ülke Ortadoğu’daki en güvenilir müttefikidir.
Başka bir görüş ise şu iddiayı öne sürer. İsrail lobisi Amerikan siyasetini etkileyerek Washington’un kararlarını yönlendirir.
Gerçekte ise bu iki açıklamanın da bir miktar payı vardır. ABD açısından İsrail Ortadoğu’da güçlü bir askeri ortak, ileri teknoloji ve istihbarat paylaşımı sağlayan bir müttefik ve bölgesel dengeyi etkileyen stratejik bir aktördür.
İsrail açısından ise ABD en büyük askeri destekçi, diplomatik koruyucu ve ekonomik teknolojik ortak konumundadır.
Bu yüzden ilişki tek taraflı değildir. Bu bir hâkimiyet ilişkisi değil, çıkar ittifakıdır.
Donald Trump ile Benjamin Netanyahu arasındaki yakın ilişki bu ittifakı daha görünür hâle getirdi. Bu dönemde önemli kararlar alındı. Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınması, İran’a yönelik sert yaptırımlar ve Arap ülkeleri ile İsrail arasında normalleşme anlaşmaları.
Bu gelişmeler bazı kesimler tarafından “İsrail’in Washington üzerindeki etkisi” olarak yorumlandı. Fakat aynı kararlar başka bir açıdan şöyle de okunabilir. Trump yönetimi için bu adımlar ABD’nin Ortadoğu’daki stratejik yeniden konumlanmasının bir parçasıydı.
Yani burada tek taraflı bir yönlendirme değil, karşılıklı siyasi çıkarların örtüşmesi söz konusuydu.
Asıl kritik soru şudur. Neden bu bölge onlarca yıldır istikrara kavuşamıyor.
Bunun cevabı tek bir sebep değildir. Ortadoğu’nun sürekli kriz üretmesinin arkasında birçok dinamik bulunmaktadır. Dünya petrol rezervlerinin önemli bir kısmının bölgede bulunması, Avrupa, Asya ve Afrika’nın kesişim noktasındaki jeopolitik konum, küresel güç rekabeti ve yerel politik gerilimler bu dinamiklerin başında gelmektedir.
ABD, Rusya, Çin ve Avrupa ülkeleri bölgedeki dengeyi yakından takip ederken, etnik, mezhepsel ve siyasi rekabetler de bölgedeki çatışmaları derinleştirmektedir.
Bu nedenle Ortadoğu’daki krizleri anlamak için yalnızca ideolojik bir açıklama yeterli değildir. Çünkü bu bölge aynı zamanda küresel güç mücadelesinin en yoğun yaşandığı stratejik alanlardan biridir.
Yazar: Mustafa Kaplan
Anahtar Kelimeler: Mustafa Kaplan kimdir, ABD İsrail ilişkisi nasıl şekillendi, Ortadoğu’da güç dengesi neden önemli, Trump Netanyahu ilişkisi ne anlama geliyor, Zionism nedir nasıl ortaya çıktı, Ortadoğu neden sürekli kriz yaşıyor, küresel güç rekabeti Ortadoğu’yu nasıl etkiliyor, Ortadoğu jeopolitiği neden stratejik kabul ediliyor