Teklik Kime Ait?
Tek hüküm kimin? Allah’ın hâkimiyeti ile insan monarşileri arasında çizgi…
İnsanlık tarihi boyunca “tek elde yönetim” fikri hep tartışma konusu olmuştur. Monarşi kavramı da bu fikrin siyasal ifadesidir. Kelime kökeni itibarıyla monarşi, Yunanca monos ve arkhein sözcüklerinden türemiştir; yani “tek başına hükmetme” anlamına gelir. Tam da bu noktada önemli bir soru ortaya çıkar: “Tek hüküm” fikri yalnızca Allah’a mı aittir, yoksa insan eliyle kurulan monarşiler bu ilahi alanı ihlal mi eder?
İslam inancında Allah; el-Vâhid, el-Ahad ve el-Melik sıfatlarıyla mutlak tekliğin ve hâkimiyetin sahibidir. Kur’an’da bu hakikat açıkça ifade edilir: “Hüküm yalnızca Allah’ındır” ve “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır.” Bu ayetler, gerçek anlamda mutlak egemenliğin yalnızca Allah’a ait olduğunu ortaya koyar. Peki öyleyse, “tek kral”, “tek padişah” ya da “tek imparator” fikri şirk midir?
Şirk, Allah’a ait olan bir sıfatı veya yetkiyi bir başkasına vermektir. Eğer bir hükümdar kendisini mutlak otorite olarak görür, hükmünü Allah’ın hükmünün üstünde ya da ona eşdeğer sayarsa, bu açıkça şirk olur. Kur’an’da Firavun’un örnek gösterilmesi tesadüf değildir. Firavun’un “Ben sizin en yüce rabbinizim” demesi, monarşinin tanrılaşmış hâlinin en net örneğidir.
Tarihte birçok monarşi, iktidarını “ilahi hak” söylemiyle meşrulaştırmıştır. Hükümdarın sorgulanamaz kabul edilmesi, halkın ona mutlak itaatle bağlanması, monarşiyi tehlikeli bir noktaya taşır. İşte bu aşamada yönetim, bir düzen olmaktan çıkar; ilahlık iddiasına dönüşür.
Ancak her monarşi şirk değildir. İslam’a göre yönetim biçimi başlı başına kutsal ya da lanetli değildir. Asıl mesele, otoritenin kaynağı ve sınırıdır. Eğer bir yönetici kendisini Allah’ın yerine koymaz, Allah’ın hükümlerine tabi olduğunu kabul eder ve adaletle yönetirse, bu sistem şirk olmaz.
Dört Halife dönemi bunun en açık örneğidir. Halifeler hiçbir zaman “Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi” olduklarını iddia etmemiş, kendilerini sorgulanamaz görmemiştir. Yetkileri sınırlıydı, istişare esastı ve hesap verilebilirlik vardı. Sorun, Emevilerle birlikte yönetimin kalıtsallaşması ve kutsanmasıyla başlamıştır. İbn Haldun’un da işaret ettiği gibi, monarşi toplumların doğal bir evresidir; ancak denetimsiz kaldığında zulme ve yozlaşmaya sürüklenir.
Peki demokrasi masum mudur? Eğer mesele sadece “tek kişi” olsaydı, sorun kolaydı. Ancak tehlike yalnız monarşide değil, her türlü mutlaklaştırmada gizlidir. Demokrasi de eğer “halk egemenliği” Allah’ın hükmünün yerine geçirilirse, başka bir tür sapmaya dönüşebilir. Kur’an’ın önerdiği model, kör itaati değil; şûra, adalet ve sorumluluk ilkesini esas alır.
Sonuç olarak, monarşi kelime anlamı itibarıyla “tek” fikrini çağrıştırsa da, bu tekliğin ilahi mi yoksa beşeri mi olduğu belirleyici noktadır. Mutlak hüküm yalnızca Allah’a aittir. İnsan yönetimleri ise ancak bu hükme bağlı kaldıkları sürece meşruiyet kazanır. Bir kral, padişah ya da yönetici; kendini tanrılaştırıyorsa şirk vardır, kendini Allah’ın hükmüne bağlı bir kul olarak görüyorsa, orada sadece bir yönetim vardır.
Son söz yine Kur’an’ındır: Hüküm ancak Allah’ındır.
Yazar: Mustafa Kaplan
Anahtar: hüküm yalnızca Allah’a mı aittir, monarşi şirk midir, demokrasi İslam’a uygun mudur, Allah’ın hâkimiyeti ne demektir, İslam’da yönetim anlayışı nedir, tek hüküm kime aittir, Mustafa Kaplan kimdir