Mustafa CEYLAN

Tarih: 26.01.2026 10:35

Varlığına Alışılan Anne ve Baba, Yokluğu Öğreten En Ağır Ders

Facebook Twitter Linked-in

Varlığına Alışılan Anne Ve Baba, Yokluğu Öğreten En Ağır Ders

Modern zamanların en sinsi, en belirgin ama maalesef en az fark edilen hastalığı nedir bilir misiniz? Anne ve babamız yanımızda nefes alıp verirken onları sıradanlaştırmak, göçüp gittiklerinde ise onları birer evliya gibi kutsallaştırmaktır. İnsan evladı, elinin altındaki değerleri gündelik hayatın o konforlu alışkanlıklarına kurban ettikçe, o değerlerin aslında telafisi olmayan ne büyük bir hazine olduğunu göremez hale geliyor. Bizler çoğu zaman anne ve babamızı, varlığı tartışılmaz, sanki tapusu bizdeymiş gibi garantili ve hiç tükenmeyecek bir kaynak sanıyoruz. Oysa bu, insanın kendi faniliğini inkar ettiği tehlikeli bir rüyadır. Zira unutmayalım ki; anne de baba da zamanın o acımasız çarkında öğütülen, yaş alan, yorulan, kırılan ve çoğu zaman derdini içine atıp sessizce kapanan birer fani kuldur.

Şimdiki zamanın çocukları, bu hız çağının o telaşlı koşturmacasına kapılıp gidiyor. Anne ve babalarının o emekle, çileyle yoğrulmuş hayat hikayelerini dinlemeye bile vakit bulamıyorlar. Onların bir ömür boyu dişinden tırnağından artırıp biriktirdiği fedakarlıkları, sanki havadan inmiş sıradan kazanımlar gibi görme gafletine düşüyorlar. İşte bu büyük yanılgı, saygının yerini umursamazlığa, sevginin yerini ise buz gibi bir alışkanlığa bırakmasına sebep oluyor.

Bir anne düşünün; uykusuz geçen gecelerin o kemik sızlatan yorgunluğunu omuzlarında taşır ama evladına bunu bir gün olsun "alacaklıyım" diye hissettirmez. Bir baba düşünün; kendi hayallerini, heveslerini sessiz sedasız bir rafa kaldırır ama bu vazgeçişi hiçbir zaman yüksek sesle yüzünüze vurmaz. Fakat ne yazık ki evlat dediğimiz bizler, çoğu zaman bu sessiz fedakarlıkların kıymetini ancak iş işten geçince, geri dönüşü olmayan o acı kaybı yaşayınca anlıyoruz. Ne acıdır ki, onlar hayattayken "sonra ararım" diye ertelenen bir telefon, geçiştirilen bir sohbet, yarım bırakılan bir ziyaret; ölüm kapıyı çalınca insanın vicdanında en ağır mahkemeye dönüşür. O saatten sonra dizlerini dövüp ettiğin her "keşke", duvara konuşmaktan farksız, karşılıksız bir iç çekişten ibarettir.

Büyüdük, modernleştik zannediyoruz ama aslında duygusal olarak küçüldüğümüz gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız. Çünkü anne ve babaya gösterilmeyen ilgi, sadece bir vefasızlık değil; aynı zamanda nesiller arası merhamet köprüsünün yıkılması demektir. Şunu aklımızdan çıkarmayalım; anne ve babalar çocuklarından öyle şaşalı başarılar, hanlar hamamlar beklemezler. Onların tek beklentisi, çoğu zaman sıcak bir ses tonu, hatırlandığını hissetmek ve içten sorulmuş bir "Nasılsın?" cümlesidir. Ancak bu küçük görünen beklentiler ihmal edildikçe, vicdanlarda tamiri imkansız yaralar açar. İnsan, anne ve babasını toprağa verdiğinde sadece iki insanı kaybetmez; çocukluğunu, sığınacak tek limanını ve dünyada koşulsuz kabul gördüğü tek kapıyı da kaybeder. Bu yüzden kıymetleri, yokluklarıyla değil; varlıklarıyla bilinmelidir.

Yazar: Mustafa Ceylan

Mustafa Ceylan kimdir, anne baba kıymeti nasıl bilinir, aile bağları neden kopuyor, pişmanlık duygusuyla nasıl baş edilir, anne baba hakkı ödenir mi, modern çağda aile ilişkileri, Mustafa Ceylan köşe yazıları, vefasızlık nedir, ebeveyn psikolojisi nedir,


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —